23 Mayıs 2017 Salı

Manchester'ı kana bulayan teröristin kimliğinin belirlendiği açıklandı

Manchester'de vahşet!..
İNGİLTERE'DEKİ KANLI SALDIRIYI ONLAR ÜSTLENDİ!
İngiltere Başbakanı May, bütün dünyada canlı yayınlanan basın toplantısında Manchester'ı, insanlık dışı bir vahşet ve alçakça saldırıyla kana bulayan teröristin kimliğinin belirlendiğini açıkladı. BBC, saldırıyla bağlantısı olan 23 yaşındaki bir erkeğin gözaltına alındığını duyurdu. Başbakan May'in açıklamasından bir süre sonra saldırıyı terör örgütü IŞİD üstlendi.
Saldırıda 22 kişi yaşamını yitirdi. 

Hayatını kaybedenler arasında en küçük kurban 8 yaşında masum bir çocuk ve henüz ilkokul öğrencisi... Vahşi saldırıda hayatını kaybeden kurbanların fotoğraflarını paylaşan İngiliz basını saldırıyı 'IŞİD: Çocuklarınızı bir öldürdük' başlığıyla haberi duyurdu.  Patlamanın sesi, salonda konseri dinleyen bir kız tarafından kaydedildi. BBC, patlatılan bombada eritilmiş sülfür kullanıldığını bildiriyor. Başkent Londra'daki ünlü Victoria istasyonu yakınında bulunan şüpheli paket nedeniyle kapatıldı. Polisin incelemesinde paket temiz çıktı ve istasyon yeniden hizmete açıldı. Türkiye Cumhuriyeti, Cumhurbaşkanı  Recep Tayip Erdoğan ve Dışişleri Bakanlığı'nın yaptığı açıklamalarla saldırıyı şiddetle kınadılar.
MANÇESTER'DE ÖLEN 22 MASUM İNGİLİZİN KATİLİ EMPERYALİST İNGİLİZ SİYASİLER Mİ?
Mehmet Boz
O canlı bombayı yetiştiren isim bir İngiliz’dir. İngiliz siyasetçi Andrew Duff: - 10 yıl önce Türkiye-Avrupa Birliği Ortak Parlamento Komisyonu    Başkan Yardımcısı idi. - O sıralarda AKP iktidarını kuvvetle destekliyorlardı.
Duff'un ültimatom biçiminde dediği özetle şuydu: “-Türkiye artık Kemalizmle hesaplaşmalı. 
-Sadece yasalar ve anayasa değil,  Kemalizm kültürü ve felsefesi de değişmeli. - Türkiye Kemalist milliyetçi sonuyla yüzleşmeli. Atatürk’ün devlet dairelerindeki fotoğrafları indirilmeli.” Kemalizm, Arap aydınları, politikacıları ve subayları tarafından alınarak Arap milletini uyandırmak için kullanılmış ortak bir ideolojinin adıdır. Arap öncüler, bunu Arap Sosyalist Diriliş Partisi (BAAS) adı altında devreye soktular. BAAS’çılık, emperyalist işgale karşı çıkan Arap milliyetçiliği ile laiklik, toplumculuk ayakları üstünde yükseldi. Bilginize...
MANÇESTER'DE ÖLEN 22 MASUM İNGİLİZİN KATİLİ EMPERYALİST İNGİLİZ SİYASİLER Mİ?
Rıza Zelyut
Pazartesi gecesi İngiltere’de bir bomba patladı. Konser izlemeye gelen 22 masum insan öldü, 59’u da yaralandı. Bu vahşeti, bir canlı bomba yaşattı insanlığa… Lakin, o canlı bombayı yetiştiren isim bir İngiliz’dir. Size İngiliz gizli servisinden söz edecek değilim. Çok bilinen bir İngiliz siyasetçinin adını vereceğim: Andrew Duff…
Ona sömürgeci Batı’nın ortak hafızası ve genel stratejisi gözüyle bakabilirsiniz. Bu kişi, bundan 10 yıl önce Türkiye-Avrupa Birliği Ortak Parlamento Komisyonu Başkan Yardımcısı idi. O sıralarda AKP iktidarını kuvvetle destekliyorlardı. Süreç, Amerika-İngiltere-Fransa üçlüsünün, Irak’ta Şii çoğunluğa karşı Sünni azınlığı terörize ettiği süreçti. El Kaide, burayı yakıp yıkan Amerika tarafından Irak’ta kurulmuştu ve önü açılıyordu. Başbakan Erdoğan da bu teröristlerin siyasi ağabeyi Tarık el-Haşimi’yi koruma altına almıştı. Yani, Türkiye de Irak’taki emperyalist üçlünün uzaktan destekçisi konumuna getirilmişti.  Bunun için de Erdoğan’a BOP Eşbaşkanı gibi bir görev ayarlanmıştı…
TERÖR ÜRETİM ÇİFTLİĞİ
Irak o sıralarda terör üretme merkezi haline sokulmuştu. Batılılar bu yıkıcılığı kullanarak bölgedeki laik ve millici rejimleri devirmeye çalışıyorlardı.  Türkiye’de milliyetçi ve laik iktidarı 2002 yılında yıkmışlar, yerine Ilımlı İslamcı Parti dedikleri AKP’yi oturtmuşlardı. AKP’ye yeni bir görev daha vermişlerdi. İşte bu görevi Türkiye-AB Ortak Komisyonu yöneticisi İngiliz Duff pek açık ve pek keskin biçimde dile getirmişti. Ültimatom biçiminde dediği özetle şuydu: “Türkiye artık Kemalizmle hesaplaşmalı. Sadece yasalar ve anayasa değil,  Kemalizm kültürü ve felsefesi de değişmeli. Türkiye Kemalist milliyetçi sonuyla yüzleşmeli. Atatürk’ün devlet dairelerindeki fotoğrafları indirilmeli.” Türkiye’ye dayaltılan, “AB’ye girmek istiyorsanız Kemalizmle hesaplaşın” projesi nedir?  Türkiye’deki laik, ulusalcı, akılcı, küresel hayata uyan çağdaş toplum modelini atıp yerine Orta Çağ safsatalarına inanan bir toplum modelini yerleştirmek. Bunu da Ilımlı İslam adı altında perdelemek… İşte İngiltere’nin İslam dünyasına dayattığı bu model, terör olarak büyüdü, canlı bomba şekline girerek Manchester Kenti’nde patladı. Laik, çağdaş Kemalist yapı yerine, İslamcı bir yapı getirenlerin bu sonuçla karşılaşmamaları mümkün değildi.
BAAS’ÇILARLA SAVAŞIN SONUCU
Kemalizm, Arap aydınları, politikacıları ve subayları tarafından alınarak Arap milletini uyandırmak için kullanılmış ortak bir ideolojinin adıdır. Arap öncüler, bunu Arap Sosyalist Diriliş Partisi (BAAS) adı altında devreye soktular. BAAS’çılık, emperyalist işgale karşı çıkan Arap milliyetçiliği ile laiklik, toplumculuk ayakları üstünde yükseldi. Suriye’deki Esat rejimi de özünde Kemalist felsefeye dayanan bir BAAS rejimiydi. Bu felsefe, bağımsızlıkçı, akılcı, dinsel dogmalara karşı olduğu için Sünni, Alevi, Hıristiyan öğeleri bir arada barışçı biçimde yaşatıyordu. Arap Baharı denilen süreç de özünde işte bu Kemalist sisteme karşı başlatılmış bir saldırı idi. Erdoğan ve Batıcı propagandacılar, BAAS’ı kötüleyerek kime hizmet ettiklerini de bu dönemde gösterdiler. Eğer Araplar arasında BAAS düşüncesi baskın olsa, dinci zihniyet büyüyemeyecek ve o bomba patlamayacaktı…
Eğer Beşşar Esat Suriye’de perişan edilmese o bombayı yapanlar, Batı’ya uzanamayacaklardı.
Manchester’ı ve Paris’i vuran o bombaları, Andrew Duff tipi Batılı siyasetçiler patlattı.
Kemal Atatürk’ün sistemi ve düşüncesi (Kemalizm) ile savaşanların başına böyle belalar geleceğini tarih bir kez daha ortaya koydu. Ey Batılılar! Kurtulmak istiyorsanız, dinci ideolojileri ve iktidarları değil laik ideolojileri destekleyeceksiniz. Yoksa sınırlara ördüğünüz duvarlar sizi koruyamaz.

19 Mayıs 2017 Cuma

"ATATÜRK'Ü ANMA, GENÇLİK VE SPOR BAYRAMINIZ" HAYIRLI, KUTLU VE "EBED MÜDDET" OLSUN

19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımızı içtenlikle kutlarız...
Bu vesileyle: İstiklal savaşını yaparak; Yedi düvele karşı verdiğimiz “Kurtuluş Destanı” Milli Mücadeleyi zaferle taçlandıran, Türkiye Cumhuriyetini onurla ve şerefli temeller üzerine kuran:, Başta Gazi Mustafa Kemal ATA-TÜRK ve silah arkadaşları olmak üzere, bu eser, hizmet ve hikmette katkısı olan, kanlarıyla Al Bayrağımıza renk katan, canlarıyla toprağımızı “Vatan” yapan tüm ecdadımız ile hassaten Şehit ve Gazilerimizi rahmet ve minnetle anarız. Ruhları şad, mekân ve makamları cennet olsun;Yüce Rabbimiz, cümlesini ebedi âleminde nurlar içinde yaşatsın. İnşallah...ULUSAL HABER
SAMSUN’A ÇIKTIĞIM GÜN GENEL DURUM VE GÖRÜNÜŞ
1919 yılı Mayısının 19′uncu günü Samsun’a çıktım. 
Ülkenin genel durumu ve görünüşü şöyledir:
Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu grup, I. Dünya Savaşı’nda (1) yenilmiş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir ateşkes anlaşması imzalanmış. Büyük Savaş’ın uzun yılları boyunca millet yorgun ve fakir bir durumda. Milleti ve memleketi I. Dünya Savaşı’na sürükleyenler, kendi hayatlarını kurtarma kaygısına düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat ve hilâfet makamında oturan Vahdettin soysuzlaşmış, şahsını ve bir de tahtını koruyabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın başkanlığındaki hükûmet âciz, haysiyetsiz ve korkak. Yalnız padişahın iradesine boyun eğmekte ve onunla birlikte kendilerini koruyabilecekleri herhangi bir duruma razı.
Ordunun elinden silâhları ve cephanesi alınmış ve alınmakta…
İtilâf Devletleri, ateşkes anlaşmasının hükümlerine uymayı gerekli bulmuyorlar. Birer bahane ile İtilâf donanmaları ve askerleri İstanbul’da. Adana ili Fransızlar; Urfa, Maraş, Ayıntap (Gaziantep) İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya’da İtalyan askerî birlikleri, Merzifon ve Samsun’da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta yabancı subay ve memurlar ile özel ajanlar faaliyette. Nihayet, konuşmamıza başlangıç olarak aldığımız tarihten dört gün önce, 15 Mayıs 1919′da, İtilâf Devletleri’nin uygun bulması ile Yunan ordusu da İzmir’e çıkartılıyor.
Bundan başka, memleketin her tarafında Hristiyan azınlıklar gizli veya açıktan açığa kendi özel emel ve maksatlarını gerçekleştirmeye, devleti bir an önce çökertmeye çalışıyorlar.
Sonradan elde edilen güvenilir bilgi ve belgelerle iyice anlaşılmıştır ki, İstanbul Rum Patrikhanesi’nde kurulan Mavri Mira Hey’eti (Belge: 1) illerde çeteler kurmak ve idare etmek, gösteri toplantıları ve propagandalar yaptırmakla meşgul. Yunan Kızılhaç’ı ve Resmî Göçmenler Komisyonu (2), Mavri Mira Hey’eti’nin çalışmalarını kolaylaştırmakla görevli. Mavri Mira Hey’eti tarafından yönetilen Rum okullarının izci teşkilâtları, yirmi yaşından yukarı gençleri de içine almak üzere her yerde kuruluşunu tamamlıyor.
Ermeni Patriği Zaven Efendi de, Mavri Mira Hey’eti ile birlikte çalışıyor. Ermeni hazırlığı da tıpkı Rum hazırlığı gibi ilerliyor. Trabzon, Samsun ve bütün Karadeniz sahillerinde örgütlenmiş olan ve İstanbul’daki merkeze bağlı bulunan Pontus Cemiyeti hiç bir engelle karşılaşmadan kolaylıkla ve başarıyla çalışıyor (Belge: 2).

1) Harbi Umumî’de.
2) Resmi Muhacirin Komisyonu.

12 Mayıs 2017 Cuma

VARAN BİR!.. Süleyman Yeşilyurt tamam. Şimdi sıra Hasan Akar ve Prof. Dr. Mustafa Armağan’da....

ATATÜRK'E HAKARETE TUTUKLAMA
(Anadolu Ajansı, DHA, Ulusal Ajans & 12 05 2017)
Bir televizyon kanalının canlı yayın programında "Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e alenen hakaret ettiği" gerekçesiyle, hakkında yakalama ve göz altına alınma kararı bulunan Süleyman Yeşilyurt tutuklandı. Atatürk'e hakaretten hakkında yakalama kararı çıkan ve aranan isim; Süleyman Yeşilyurt adalete teslim oldu.
Hakkında yakalama kararı çıkarılan Süleyman Yeşilyurt Bakırköy Adliyesi'ne gelerek teslim oldu. Avukat kızı Berin Yeşilyurt ile Bakırköy Adalet Sarayına gelen Süleyman Yeşilyurt, adliyeye giriş yapmadan önce basın mensuplarına açıklama yaptı. Günlerdir medyada, kaçtığının yazıldığını aktaran Yeşilyurt, pazartesiden bugüne evinde bulunduğunu söyledi.
Yeşilyurt, kaçmadığını savunarak, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Güvenlik şubeyi arıyorum; 'Gelin alın.' diye. 'Gelmezseniz gidip ifademi vereceğim.' dedim. Kaçmadım. Bir meczupla beni karıştırdılar. 7 ay önce videosu çekilmiş. Onun fotoğrafıyla beni yan yana koydular. O kaçıyor, ben kaçmıyorum. Benim onunla ne alakam var? Yalnız burada çifte standart var. Ben o programa konuk olarak gittim. Moderatörler yok. Hakkaniyet olması lazım. Şimdi o insanlar meydanda yok. 4 gündür evde polis bekliyorum. Çocuklarıma dedim ki 'Ben gidiyorum artık. Dayanamayacağım.' Kaçmadım, buradayım. Bu bilinsin.''
Kendisine "sahte tarihçi" dediklerini aktaran Yeşilyurt, 23 kitap yazdığını, tarihçi olmadığını, yayıncı olduğunu dile getirerek, ''Günlerce benim psikolojimi bozdular. 'Yalancı müptezel' dediler. 'Kaçtı.' dediler. O günkü program... 16 sene evvel 'Atatürk'ün Gönül Galerisi' kitabını yazdım. Aktüel dergisine kapak oldu. Posta gazetesi, 'Ata ne kadınlar sevdi' diye haber yaptı. Milliyet gazetesi de kitabın haberini yaptı. O gün beni övüyorlardı. Bugün ne oldu da bana sövüyorlar? 'Ata'ya sövdü, FETÖ’yü övdü' diyorlar. Fetullah Gülen’in en kuvvetli zamanlarında ben 'Pensilvanya Canbazı' kitabını yazdım'' diye konuştu.
CEZAEVİNE GÖNDERİLDİ
Açıklamanın ardından polisler, Süleyman Yeşilyurt'u mahkemeye götürdü. Nöbetçi mahkemede hakim karşısına çıkan Yeşilyurt, ''Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret'' ile ''Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik'' suçlarından tutuklandı.
İKİ SORUŞTURMA AÇILMIŞTI
Basın Savcısı Ertuğrul Sarıyar, önceki gün Süleyman Yeşilyurt ve Hasan Akar hakkında “Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret" ve “Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme" suçlarından iki ayrı soruşturma açmıştı. Soruşturmalar, Süleyman Yeşilyurt'un televizyonda Atatürk hakkında sarf ettiği sözler nedeniyle, Hasan Akar'ın ise sosyal medyada paylaşılan bir videoda Mustafa Kemal Atatürk'ün annesi Zübeyde Hanım hakkında sarf ettiği sözler nedeniyle başlamıştı. Nöbetçi Bakırköy 1. Sulh Ceza Hakimliği, "Atatürk'ün hatırasına hakaret etme" ve 'Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik'' suçlarından Süleyman Yeşilyurt ve Hasan Akar hakkında tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkarılmasına hükmetmişti.

4 Mayıs 2017 Perşembe

SON DAKİKA: DÜNYA'DA İLK HABER.... "TÜRKİYE - SURİYE SINIRINDA YENİ HARİTA!..."

RTE-PUTİN VE ABD MUTABAKATI:
“TÜRKİYE SINIRINDA YENİ HARİTA!..”
Güvenli bölgeler ABD'nin de desteğini aldı!
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rus lider Putin'in dünyaya ilan ettiği güvenli bölgeler, ABD'nin de desteğini aldı. İngiliz basını, söz konusu bölgelerin İdlib vilayetinde, Hums kentinin kuzeyinde, Doğu Guta'da ve Suriye'nin güneyinde oluşturulacağını yazdı. Bu bölgeler haritada yeşil renkte görülüyor. Türkiye ve Rusya arasındaki kritik zirveden dünya gündemini belirleyen yeni bir karar çıktı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı Soçi'de ağırlayan Rusya lideri Vladimir Putin, harita üzerinde Suriye'de silahların susacağı bölgeleri belirledi.
Basın toplantısında kameraların karşısına geçen iki lider, ABD Başkanı Donald Trump'ın da yeni plana destek verdiğini duyurdu.
Erdoğan ve Putin'in açıklamaları, bugün İngiliz gazetelerinin sayfalarında geniş yer buldu. İki lider arasında buzların eridiğini belirten Daily Telegraph gazetesi, ulaştığı bir taslağı yayımladı. Taslak belgeye göre, söz konusu güvenli bölgeler muhaliflerin kontrolündeki İdlib vilayetinde, Humus kentinin kuzeyinde, Doğu Guta'da ve Suriye'nin güneyinde oluşturulacak.
Türkiye ve Rusya'nın Suriye'de aynı noktaya geldiğine vurgu yapan gazete, muhaliflerin mevcut şekliyle planı kabul etmediklerini belirtiyor. Times: Türk, Rus ve İran orduları birlikte sahada olacak... The Times gazetesi ise, Rusya'nın dört bölgedeki güvenliği İran ve Türkiye ordularıyla birlikte sağlamayı önerdiğini yazdı. Gazeteye göre, halen planı kabul edilemez bulan muhalifler ülke çapında ateşkes istiyor.
FİNANCİAL TİMES: ABD ASTANA'YA GÖZLEMCİ GÖNDERDİ
ABD lideri Trump'ın Rus lider Putin'le güvenli bölgeleri konuştuğunu aktaran Financial Times ise, dün Soçi'de yapılan çağrı sonrası Amerikan yönetiminin Dışişleri Bakan Yardımcısı Stuart Jones'u gözlemci olarak Astana'ya gönderdiği yazdı. Gazete, Rusya'nın son önerilerinin geçen ayki Moskova ziyaretinde ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson'ın dile getirdiği görüşlerle örtüştüğüne de dikkat çekiyor.
TÜRK BASINI: SOÇİ'DE YENİ SAYFA
Erdoğan-Putin zirvesi Türkiye'de de beklendiği gibi manşetlerde. Gazeteler 'Çatışmasızlık mutabakatı', 'Harita üzerinde müzakere', 'İdlib'de çatışmasızlık mutabakatına varıldı', 'Soçi'de yeni sayfa', 'Çatışmasızlık bölgesi İdlib' başlıklarıyla gelişmeleri okurlarına aktardı. Rusya lideri Putin, basın toplantısında ayrıca dört noktada silahların tamamen susmasıyla uçuşa yasak bölgelerin hayata geçebileceğini söylemişti.
KREMLİN: TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNÜ SAĞLAR
Putin'in sözcüsü Dmitriy Peskov, güvenli alanların ülkenin toprak bütünlüğünü sağlayabileceğini söyledi. Rossiya 1 televizyon kanalına konuşan Peskov, "Bu daha başlangıç ancak konunun uzatılmasını isteyenler çok az. Bu alanların uygulanması Suriyenin toprak bütünlüğünün korunmasını sağlar ve ülkenin etki alanlarına bölünmesini önler" dedi.  Suriye'de Mart 2011'de gösteriler başladı ve ülke aylar içinde iç savaşa sürüklendi. Halihazırda ülke dörde bölünmüş halde. Güneyden Halep'e kadar olan hat Şam rejimi lideri Beşar Esad'ın kontrolünde. İdlib, güneydoğu ve güney sınırındaki bazı noktalar muhaliflerin elinde bulunuyor. Kuzeyde Cerablus-Azez hattı dışında terör örgütü PKK'nın Suriye uzantısı YPG'liler var. Ülkenin doğusu ise büyük oranda terör örgütü IŞİD'in elinde. İç savaşın yedinci yılına girdiği ülkede bugüne kadar yüzbinlerce insan yaşamını yitirdi, milyonlarca Suriyeli de evlerini terk etmek zorunda kaldı. Başta Türkiye olmak üzere birçok ülkede milyonlarca Suriyeli sığınmacı bulunuyor. (04.05.2017-13.00//Ajanslar) 

27 Nisan 2017 Perşembe

Amerika'nın (ABD) "anarşi, terör ve tedhişle" imtihanı ve sözde "dünya jandarmalığı" palavrası..

ABD'NİN YENİ OYUNU: "KALLEŞLİK"
TÜRKİYE SINIRINA 30 (pkk/pyd) DÜŞMAN KAMPI!..
ABD'li yetkililer, Türkiye'nin terör örgütü olarak nitelendirdiği PYD militanlarını "terörist" tanımlamasından çıkarmak için "SDG" ismini kullanıyor. AA'ya bilgi veren Türk güvenlik kaynaklarına göre, son dönemde PKK, Suriye'nin kuzeyinde SDG adı altında 30'dan fazla kamp kurdu. Kırmızı liste ile aranan PKK'lı terörist ABD'li komutanın yanında görüntülenmiş, ABD'den konuyla ilgili açıklama gelmişti. ABD yönetimi ve PKK, Suriye'de işbirliğini derinleştirmek ve Türkiye'nin tepkisini engellemek için, terör örgütü kadrolarını "SDG" adı altında kullanıyor. PKK, Suriye'deki yapılanmasını ilk olarak PYD ve onun silahlı uzantısı YPG adı altında kurdu. Kırmızı liste ile aranan PKK'lı terörist ABD'li komutanın yanında.
Suriye'de 2011 sonunda iç savaşın başlamasından sonra, terör örgütü ile ABD arasında işbirliği giderek güçlendi. PYD/PKK, Suriye'de silah ve lojistik desteğiyle kendisine yakın tuttuğu bazı küçük grupları 12 Ekim 2015'te, SDG adı altında bir araya getirdi. Toplam sayıları birkaç yüz kişiden ibaret olan grupların katılımı dikkatleri dahi çekmedi. Kuruluşundan itibaren SDG'nin ezici çoğunluğu PYD/PKK'lı militanlardan meydana geldi. Yeni bir yapı olduğu iddia edilen oluşumun yönetimine de PYD/PKK hakim oldu.
SDG AMBLEMLİ ÜNİFORMALAR
PYD/PKK teröristlerine ve elebaşlarına, SDG amblemi olan üniformalar dağıtıldı. Ancak, örgüt yandaşlarının sosyal medya hesaplarında yayınlanan görüntülerde, yer yer eski ve yeni amblemleri bir arada kullandıkları da görüldü. ABD, SDG'nin kurulmasından itibaren PYD/PKK'ya yardımlarını hızla artırdı. Amerika yönetimi, askeri yardımlarını PYD/PKK'ya değil SDG'ye yaptığını, hatta silahların yalnızca bu yapı içinde sayıları birkaç yüzü geçmeyen "Suriye Arap Koalisyonu"na yönlendirdiklerini idida ederek, Türkiye'nin tepkilerini önlemeye çalıştı. SDG'deki birçok Arap yönetici, SDG'nin karar alma mekanizmasında yer bulamadıkları için örgütten ayrıldı. Eski üst düzey yöneticilerden Abdülkerim Ubeyd,26 Eylül 2016'da AA'ya, "PKK, SDG üzerinde hakim durumda. Kararları örgüt alıyor. SDG içindeki grupların çoğu sadece görüntüde var. SDG, PKK'nın ayrılıkçı hedeflerini gizlemek için kullandığı bir kılıftan ibaret" açıklamasında bulundu. ABD'den o fotoğrafa açıklama geldi
AMERİKALI KOMUTANIN REFAKATÇİLERİ
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Suriye'nun kuzeydoğusunda hava harekatı düzenlediği PKK'yya ait Karaçok üssüne, saldırının ardından gelen Amerikalı bir komutanın Reuters haber ajansı tarafından servis edilen görüntülerinde, dikkat çekici ayrıntılar yer aldı. Enkazı gezdiren elebaşlarından, komutanın solunda yer alan Şahin Cilo, Türk güvenlik kaynaklarının elindeki bilgiye göre, 1990'dan bu yana PKK içerisinde. Cilo, terör örgütünün ülke yapılanmalarının çatısı durumundaki  KCK'nın "Suriye Üst Yönetimi Daimi Karar Organı" üyesi. 1996’da Şemdinli kırsalında faaliyet yürüten Cilo, 1997-2003arasında Avrupa'da, 2003-2004 döneminde Irak'ın Mahmur bölgesinde bulundu. Cilo, 2005'te PKK üst yönetiminde yürütme kurulu üyesiyken, 2009-2012’de örgütün özel timlerinin başına geçti. 2012'den itibaren de PKK'nın Suriye'deki tepe yönetiminde yer alan Cilo, terör örgütünün Suriye'deki askeri ve istihbarat faaliyetlerinin sorumlusu olarak biliniyor.
ARAP AŞİRETLERİNDEN PKK'YA ACİL ÇAĞRI
Bölgede olanları yakından takip eden bazı Türk yetkililer, AA'ya yaptıkları açıklamada, söz konusu şahıs ve diğer PKK (eşkıya çetesi) elebaşlarıyla ilgili bilgilerin Batı ülkeleriyle birçok kez paylaşıldığını ancak bilhassa ABD'li yetkililerin teröristlerle temasa ısrarla devam ettiklerini ve bütün uyarılara rağmen son vermediğini vurguladı. Diğer taraftan, Amerikalı komutana sağında eşlik eden silahlı teröristin, yakasında ve kolunda "YPG" terör ve tedhiş örgütü amblemi bulunması dikkatleri çekti. ​Türkiye Cumhuriyeti tarafından Kırmızı liste ile aranan PKK'lı terörist ABD'li komutanın yanında (soldaki resimde daha açık ve belirgin olduğu gibi) işt böyle görüntülenmişti.
AMERİKAN GAZETESİNİN TESPİTİ
Washington Post gazetesi, 7 Ocak 2017 tarihinde, PYD/PKK'nın SDG adıyla işgal ettiği Tel Abyad bölgesinde yaptığı bir haber çalışmasını yayınlamak suretiyle SDG'nin gerçek yüzünü ifşa etmişti. Bahse konu haberde, SDG'nin üçte ikisinin PYD/PKK militanlarından oluştuğu ve PKK elebaşı Abdullah Öcalan'ın ideolojisinin dikte edildiğinin altını çizmişti. PKK'nın ABD'nin terör listesinde olduğunu hatırlatan haberde, "SDG'yi eğiten kişiler, Abdullah Öcalan'ın ideolojisini öğrenme ve kabullenmeleri gerektiğini söylüyor" ifadesine yer verilmişti. ABD'den Türkiye açıklaması: İnceliyoruz
ABD SAVUNMA BAKANI'NIN İTİRAFI
ABD Senatosu'nun Silahlı Hizmetler Komitesi'nde geçen nisan ayında Senatör Lindsey Graham'in sorularını yanıtlayan dönemin savunma bakanı Ashton Carter, PKK'nın paravan uzantılarını itiraf etmek zorunda kalmıştı. Graham'in "PYD'yi ve YPG'yi hiç duydunuz mu?" şeklindeki sorusuna"Evet" karşılığını veren Carter, Senatörün, "Bunlar kimdir?" sorusunu ise "Kürt gruplar" şeklinde cevaplamıştı. Sorularına "YPG, PYD'nin silahlı kanadı mı?" diye devam eden Graham'a yanıt veren Savunma Bakanı ise "Evet, doğru" demişti. 30'DAN FAZLA PKK KAMPI: AA'ya bilgi veren Türk güvenlik kaynaklarına göre, son dönemde PKK, Suriye'nin kuzeyindeSDG kisvesi altında 30'dan fazla kamp kurdu.
HDP’li Altan Tan: Kimse yüksek sesle ‘PKK yanlış yaptı’ diyemiyor..
Türk güvenlik güçlerinin 25 Şubat'ta Suriye sınırında yakaladığı keskin nişancı "Diren" kod adlı Mesut C'nin ifadesinde, PYD yönetiminin Karaçoğ kampında aldığı kararla PKK'ya destek için Diyarbakır'ın Sur ilçesine keskin nişancı olarak gönderildiğini söylemesi kayıtlara geçmişti. Fırat'ın doğusunda güneyden kuzeye doğru 20 kilometre arayla kurulan "Tişrin, Şeyhler, Beyadiye ve Çarıklı" kamplarında saldırı ve savunma eğitimi veriliyor. PYD'nin sıcak çatışmalara girdiği Afrin'in batısına kurulan bu kamplarda yaklaşık 40 gün eğitim veriliyor. Bu kamplar, PKK'nın bölgedeki en etkin kampları arasında gösteriliyor. Mardin'in Nusaybin ilçesinin karşısındaki "Rimelan" kampında ise suikast ve keskin nişancı eğitimi veriliyor. Örgütte özel seçilen teröristler burada yaklaşık 3 ay eğitim alıyor. Örgüt, özellikle Türkiye'de yapacağı eylemlere burada eğitilen mensuplarını gönderiyor. PKK, SDG adı altında halihazırda Suriye'nin kuzeyinde Türkiye sınırı boyunca Haseke, Kobani ve Fırat Nehri'nin batısındaki Afrin ilçelerini işgalinde tutuyor. Terör örgütü, Münbiç'e komşu Bab'ı da alarak, Fırat Nehri'nin doğusu ve batısında ele geçirdiği bölgeleri birleştirmeyi hedefliyordu. Ancak, Türk Silahlı Kuvvetlerinin ve Özgür Suriye Ordusu'nun yürüttüğü Fırat Kalkanı Harekatı, ara bölgeyi DEAŞ'tan temizleyerek bu plana engel olmuştu. [[AA.Gazeteler & Ajanslar, ANKARA: 27.04.2017.17.30]]

22 Nisan 2017 Cumartesi

Türk Dünyası ve İslâm Alemi İçin Büyük Utanç ve Yüz karası!.. Afganistan İşgal Altında. Irak Perişan. Suriye Kan Gölü, ABD, İngiliz, İsrail ve AB (Emperyal) Terör Örgütleri Müslümanlara Dirlik Vermiyor.

AFGANİSTAN'DA VAHŞET. ASKERİ ÜSSE HAİN SALDIRI, ÖLÜ SAYISI 150'YE YÜKSELDİ...
Anarşi, terör, tedhiş ve emperyalist hırsız, soyguncu, vurguncu vampirlerin cebri işgali altında inim inim inleyen Afganistan'da; Mezar-ı Şerif yakınlarındaki bir askeri üsse yönelik alçakça, hain ve insanlık dışı vahşi saldırıda ölü sayısının 150'ye yükseldiği, kalleş saldırıyı Taliban'ın üstlendiği bildirildi.
ABD: TALİBAN SALDIRISINDA EN AZ 50 AFGAN ASKERİ ÖLDÜRÜLDÜ
Afganistan ordusundan yetkililerin aktardığına göre, saldırıyı Afgan askeri kıyafetleri giyen 10'a yakın Taliban militanı dün cuma namazı sonrasında gerçekleştirdi. ABD'li askeri yetkililer saldırıda hayatını kaybedenlerin sayısını 50 olarak açıklarken, Afganistan ordusu yetkilileri bu sayının en az 150 olduğunu, yaralı sayısının fazla olmasından dolayı artabileceğini vurguladı. Taliban sözcüsü Zabiullah Mücahid'in bugünkü açıklamasında ise, saldırının kısa bir süre önce öldürülen Afganistan'ın kuzeyindeki Taliban liderleri için düzenlendiği kaydedildi.
IŞİD: ABD’NİN AFGANİSTAN SALDIRISINDA KAYBIMIZ OLMADI
ABD’nin Afganistan’daki IŞİD mevzilerine düzenlediği saldırı sonrasında IŞİD'den gelen açıklamada, örgütün ölü veya yaralı olarak hiçbir kaybının olmadığı bildirildi. IŞİD, ABD’nin Afganistan’da ‘tüm bombaların anası’ ile düzenlediği saldırıda tek bir üyesinin bile ölmediğini iddia etti. AFP ajansı tarafından yayınlanan IŞİD’in açıklamasında, örgütün ölü veya yaralı olarak hiçbir kaybının olmadığı kaydedildi. Afganistan Devlet Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada, ABD’nin envanterindeki nükleer olmayan en büyük bombası olan GBU-43 ile IŞİD hedeflerine düzenlenen saldırıda 36 militanın öldüğü belirtilmişti.
KLİNTSEVİÇ: 
ABD'NİN 
AFGANİSTAN'A 
ATTIĞI BOMBA RUSYA'YA KARŞI MESAJ
Rusya Federasyon Konseyi Savunma ve Güvenlik Komitesi Başkan Yardımcısı Frants Klintseviç, ABD'nin Afganistan'da tüm bombaların anası olarak tanınan GBU-43/B bombasını kullanması ve Suriye ordusuna ait Şayrat Üssü'nü vurmasının Rusya'ya karşı bir mesaj olduğunu söyledi. 
Pentagon: Afganistan'a nükleer dışındaki en güçlü bombamızı attık.. Gazetecilere konuşan Klintseviç "ABD'nin dünyanın en güçlü nükleer olmayan bombası GBU-43'ü kullanmasını ABD'nin Donald Trump'ın göreve başlamasından sonraki askeri stratejisi bağlamında incelemek gerekiyor. Bu saldırı ile Suriye'ye gerçekleştirilen füze saldırısı ile paralel olduğunu düşünüyorum. Her iki konuda da ABD'nin gücünü göstermesi söz konusu ve bu güç gösterilerindeki mesaj verilmek istenen tek adres de Rusya" ifadelerini kullandı.
YANILIYORLAR!..
Klintseviç açıklamalarına şöyle devam etti: "ABD, böyle yaparak Rusya'nın politikasını, kendilerinin ihtiyacı olduğu şekilde değiştireceğini düşünüyorsa çok yanılıyor. ABD'nin durması gerekiyor. Bu belirsiz süreci Kuzey Kore'de de başlatma ihtimali, öngörülemeyen sonuçlar doğurabilir." Kuzey Kore: ABD bunu seçerse savaşa gireriz.. Kuzey Kore Dışişleri Bakanı Yardımcısı Han Song-ryol, ABD Başkanı Donald Trump'ın attığı tweetleri eleştirerek, provokasyonu seçmeleri durumunda savaşa gireceklerini söylemişti. ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Pyongyang'ın yeni bir nükleer deneme yapacağı iddialarının olduğu bir ortamda pazar günü Güney Kore'ye gidiyor.
ABD, BM VE NATO'DAN YETKİ ALMADAN AFGANİSTAN'DA OPERASYON GERÇEKLEŞTİRİYOR
Rusya Federasyon Konseyi Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Konstantin Kosaçev de "Afganistan'da hukuki operasyonunu bitiren ABD, de facto olarak IŞİD'e karşı askeri operasyon düzenliyor. Bunları da ne BM'den ne de NATO'dan yetki alarak yapıyor" ifadelerini kullandı. Kosaçev, ABD'nin daha önce de Afganistan'daki operasyonlarını BMGK'nın onayı olmadan gerçekleştirdiğini söyledi.
SİLÂH YARIŞINA YOL AÇABİLİR
Rusya Federasyon Konseyi Dış İlişkiler Komitesi üyesi Oleg Morozov da, ABD'nin Afganistan'da, nükleer olmayan en büyük bombayı kullanmasının dünyada yeni bir silah yarışına yol açabileceği uyarısını yaptı. Pentagon, 'tüm bombaların anası' olarak tanınan GBU-43/B bombasını Afganistan'ın doğusundaki Nangarhar bölgesinde, geniş bir IŞİD'li gruba karşı kullandığını duyurmuştu. [[22.04.2017.00.06.32..SPUTNİKVWS&ULUSAL AJANS]]

19 Nisan 2017 Çarşamba

YSK kararını verdi! CHP, HDP ve VATAN PARTİSİ'nin itiraz ve iptal başvurularını reddetti.

YSK kararını verdi!
CHP, HDP ve VATAN PARTİSİ'nin "referandum sonuçları ile ilgili" itiraz ve iptal başvurularını reddetti.  
Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından CHP (Cumhuriyet Halk Partisi)'nin referandum iptaline ilişkin başvurusu reddedildi. Oylamada 10 üye ret oyu verirken 1 üye kabul oyu kullandı. Türkiye'de  pazar günü 18 maddelik anayasa değişikliği referandumu için 55 milyon 319 bin seçmen, sandığa gitti. Yapılan oylama sonunda  "evet" oyları  yüzde 51,40 "hayır" oyları oranı ise 48,60 oldu. CHP,  'mühürsüz oy' iddiasında bulunarak referandumun iptali için YSK'ya başvurdu. CHP'nin dışında bazı siyasi partiler ve vatandaşlarda YSK'ya itirazlarını iletti.  Yüksek Seçim Kurulu, (YSK) anayasa referandumuna ilişkin yapılan itirazları görüşmek üzere bugün toplandı.
BAŞVURU REDDEDİLDİ
Yüksek Seçim Kurulu (YSK), tam kanunsuzluk nedeniyle halk oylamasının iptaline ilişkin başvuruları reddetti. Karar, 10 üyenin ret, bir üyenin kabulüyle oy çokluğu ile verildi. YSK'dan yapılan açıklamada CHP, HDP ve Vatan Partisi'nin 16 Nisan 2017'de yapılan anayasa değişikliğine ilişkin halk oylamasının tam kanunsuzluk nedeniyle iptaline ilişkin taleplerini değerlendirdi. Açıklamada, "Halk oylamasının tam kanunsuzluk nedeniyle iptaline ilişkin talepler, bugün 10.30'da başlayan YSK toplantısında görüşülmüş, yapılan değerlendirmeler neticesinde her 3 talebin de ayrı ayrı oylanması sonucunda, 10 üyenin ret, 1 üyenin kabul yönündeki oyları ve oy çokluğuyla reddine saat 17.30 itibarıyla karar verilmiştir." denildi.
MİLLETİN SÖZÜNÜN ÜSTÜNE SÖZ OLMAZ 
Başbakan Binali Yıldırım da bugün  Genişletilmiş İl Başkanları toplantısı öncesi yaptı açıklamada  yaptığı açıklamada,  itirazlarla ilgili "  Kararı Yüksek Seçim Kurulu (YSK) verecek. Bizim işimiz değil. YSK bugün bu itirazları değerlendirip açıklayacağını ilan etmiştir. İtiraz etmek haklarıdır anlayışla karşılıyoruz. İtirazların gideceği adres de YKS’dırMilletin sözü üzerine söz söylemek beyhudedir"ifadesini kullandı.
CHP'DEN KARARLA İLGİLİ AÇIKLAMA
CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan YSK'nın halk  oylaması için yapılan iptal başvurusunu reddetmesine ilişkin, "Bu ciddi bir  meşruiyet krizidir. Bu sadece 'Hayır' oyu verenlerin oyuna karşı bir sıkıntı  değil, oy kullanan bütün vatandaşa haksızlıktır. Çünkü 'Evet' oyu verenin verdiği  oyu şu anda tartışmalı hale getirmiştir bu karar." dedi. (AA)

18 Nisan 2017 Salı

CHP, mühürsüz oy pusulası ve zarflar nedeniyle, “seçimin şaibeli olduğu” gerekçesiyle Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) referandumun iptal edilmesi için başvuruda bulundu.

CHP REFERANDUMUN İPTAL EDİLMESİ İÇİN YSK’YA BEKLENEN BAŞVURUSUNU YAPTI
CHP, mühürsüz oy pusulası ve zarflar nedeniyle, “seçimin şaibeli olduğu” gerekçesiyle Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) referandumun iptal edilmesi için başvuruda bulundu.
YSK referandum oylarının sayılmaya başlamasından kısa süre sonra, dışarıdan getirildiği kanıtlanmadıkça mühürsüz zarf ve pusulaların geçerli sayılacağını açıklamıştı. Karar muhalefet tarafından tepkiyle karşılanırken, yaşananlar ‘şaibe’ diye nitelenmişti. CHP ise referandumun iptali için YSK’ya başvurmuştu. İptal başvurusunun ardından açıklama yapan Tezcan, mühürsüz zarf ve pusula sayısını bilmediklerini belirterek, “Bu seçim de, şimdiye kadar açıklanan sonuçlar da gayrımeşrudur. Dilekçemizi verdik. Halk oylamasının iptalini istiyoruz” dedi.
‘Hayır’ diyenlerin kazandığını herkes biliyor’
Mühürsüz oyların geçersizliğini kabul etmenin şu andan itibaren bir anlamı olmadığını dile getiren Tezcan, “Referandumda ‘Hayır’ diyenlerin kazandığını herkes biliyor. Baskı ve tehditle alınamayan sonuç YSK devreye sokularak alınmaya çalışılmıştır. Bu seçim meşruiyeti olmayan bir mühürsüz seçimdir” diye konuştu.
‘YSK devreye sokuldu’
Tezcan, hükümetin referandumdan ‘Evet’ çıkması için YSK’yı devreye soktuğunu öne sürdü: “Paketler çalınmış, dışarıda üretilmiş oylar kullanıldı. Mühür vurulmadan oy kullanıldı. Tüm bunlara rağmen sonuç alınamadı, YSK devreye sokuldu.”
Seçim Kanunu 98. madde ne diyor?
YSK’nın sandıklar kapandıktan sonra mühürsüz pusula ve zarfları geçerli olarak kabul etmesi hukuka uygun mu? Kanundaki 98. madde ne diyor? YSK’nın sandıklar kapandıktan sonra mühürsüz zarfları kabul etmesi gündeme bomba gibi düştü. Sayım sonucunda evet ve hayır oyları arasındaki 1 milyon 379 binlik fark, CHP’nin “2 buçuk milyon oy şaibeli” tartışmasını daha da alevlendirdi. Bunun üzerine referandumun meşruiyetinin sorgulanmasına kadar varan tartışmaların da fitili ateşlenmiş oldu. Peki YSK’nın ilgili maddesi ne diyor? YSK cephesinin iddia ettiği gibi ilgili madde işletilebilir mi yoksa hukukçular başta olmak üzere birçok kesimin savunduğu gibi oylar yeniden mi sayılmalı? İşte yanıtı…
Ece Güner Toprak, söz konusu kararın ‘hukuksuz’ olduğunu savundu.
YSK Başkanı Sadi Güven’in açıklamasında yer alan ‘mühürsüz zarf uygulamasının bir ilk olmadığı ve benzer uygulamaların önceki yıllarda da yapıldığı’ ifadelerini değerlendiren Toprak, ‘Bir hukukçu olarak beni ikna etmedi’ dedi. Toprak şöyle devam etti: “YSK Başkanı’nın verdiği örnekler 2010 öncesinden anladığım kadarıyla. 2010’da yasa değişti ve buna göre 98. madde şöyle diyor: ‘Mührü bulunmayan zarflar geçersiz sayılır.’ Bu referandum özelinde YSK’nın aldığı 103 no’lu karar da ‘Mührü bulunmayan zarflar geçersiz’ diyor.  Kendisi maç başlamadan önce diyor ki maç bu kurallarla oynanacak. Bugün, maç başladıktan sonra kuralları değiştiriyor ve hukuken bir açıklama getirmiyor.
Ersan Şen: YSK izah etmeli
Anayasa hukukçusu Prof. Dr. Ersan Şen de tartışmalara katıydı. Deutsche Welle’ye konuşan Şen  “Oy güvenliği için sandık kurulunun mührünün olmadığı zarf ya da oy pusulası kullanılamaz, kullanılmışsa da geçersiz sayılır. Eğer mühür yoksa bu bir eksikliktir ve onların geçerli sayılmaması gerekir. Siz seçimde referandumda kullandığınız oy pusulasında, zarfta sandık kurulunun o mührünü bulmak ve görmek zorundasınız. Bu oy güvenliği için aranıyor. Bunu kanun emrediyor. Canınızın istediği bir zarfı oraya atamazsınız. Bu hükümler net hükümler, bunlara uyulması lazım. Yüksek Seçim Kurulu bunun dışında bir kural benimsemişse veya benimseyecekse bunu da hukuki dayanaklarıyla açıklaması lazım” görüşünü savundu.
TRT 2010’dan önceki seçimleri örnek olarak verdi ama…
Hükümet cephesi de TRT vasıtasıyla YSK kararının benzerinin ‘eskinden de’ verildiğini savundu. TRT’nin haberinde; YSK’nın anayasa değişikliğine ilişkin halk oylamasındaki mühürsüz oy pusulası ve zarfların dışarıdan getirilerek kullanıldığı kanıtlanmadıkça geçerli sayılmasına yönelik kararının daha önceki seçimlerde de verildiği işlendi. Ancak verilen örneklerde 2010 yılından önceki seçimler (1984, 1990 ve 2004) gösterildi.
CHP: YSK’nın kararı geçerli değildir
CHP diğer bin Genel Başkan Yardımcısı Yasemin Öney Cankurtaran da YSK’nın kararına tepki gösterdi. Cankurtaran “YSK’nın bu kararına gerekçe olarak  gösterdiği ve ‘Daha önce de benzer kararlar var’ şeklindeki açıklaması son derece yanlış bir açıklamadır. Çünkü 2010 yılında kanun koyucunun bu konudaki yasal düzenlemesinden sonra YSK’nın benzer kararı oldu mu önce bunu bir açıklamalılar. Bahsettikleri kararlar, 2010’daki yasal düzenlemeden önce verilmiş kararlar mıdır? Bu konuda tatmin edici bir açıklama yapmamalılar. Aksi halde 2010’daki yasal düzenlemeden sonra benzer karar yok ise YSK’nın bu kararı kanun koyucunun iradesine aykırı işlem yaptığı için geçerli değildir” dedi.
AK Parti’li Turan: Kamuoyu zaman içinde kabul edecektir
AK Parti Grup Başkan Vekili Bülent Turan, Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) referandumda ‘son dakika’ kararıyla mühürsüz zarf ve pusulaları geçerli sayılacağını açıklamasının ardından gündeme gelen ‘şaibe’ iddialarına rağmen kamuoyunun zaman içinde sonucu kabul edeceğini söyledi. Sözcü’den Zeynep Gürcanlı’nın haberine göre YSK’nın kararını ‘teknik bir konu’ olarak niteleyen Turan şöyle konuştu: “Benzer örnekler bütün dünyada var. Dolayısıyla milletin iradesinin yansıması esastır. Hiçbir yerde sahte oy kullandığına dair bir iddia yok, hiçbir yerde benzer bir iddia yok. Teknik olan, yani filigranlı zarftır, mühürlü zarftır, oyların sayılmasıdır, hepsi bunların YSK’nın kendi takdiridir.”

17 Nisan 2017 Pazartesi

Düşmana yardım ve yataklık yaptığı sabit bir güç; Ancak, "GAFLET, DALÂLET VE HIYANET EHLİ TARAFINDAN" sahiplenilebilir! Aksi taktirde; "İNCİRLİK DÂHİL OLMAK ÜZERE" bütün düşman unsurlar vatan topraklarından derhal atılmalıdır.

DİYARBAKIR’DAKİ ABD ASKERLERİ NE YAPIYOR?
Diyarbakır’da konuşlu ABD askerlerinin, Suriye’deki YPG’ye yardım etme olasılığının çok yüksek olduğu belirtildi. Bölgede yaygın olarak anlatılan, halk arasında şikâyet konusu olan ve özellikle Aydınlık Gazetesine konuşan bazı kaynaklar, ABD askerlerinin orada ne yaptığının Türk tarafına iletilmediğinin altını çizdi.
Diyarbakır’daki 8. Ana Jet Üssü içine kaçak üs kuran ABD’nin, buradaki faaliyetleri ile ilgili askeri kaynaklar çarpıcı açıklamalarda bulundu. 8 Temmuz 2015’te ABD ve Türkiye arasında imzalanan ve Amerika’nın terör örgütü ile açık işbirliği, yardım ve yataklığı çerçevesinde ve özellikle İncirlik Mutabakatı’ndan sonra “Türkiye aleyhine çalıştığı herkesçe bilinen” Eylül 2015’te faaliyete geçen Diyarbakır’daki korsan ABD üssü için askeri kaynaklar:, “Yapılan anlaşmaya Suriye’nin kuzeyinde bulunan ABD askerleri yardıma ihtiyaç duydukları takdirde onlara destek sunmak için ABD askerleri Diyarbakır’daki üsse konuşlandı. Ama Diyarbakır’dan bu gerekçe ile giden ABD askerlerinin orada ne yaptığı Türk tarafına iletilmiyor. Diyarbakır’dan ‘ABD askerlerine desteğe gidiyoruz’ deyip, YPG’ye yardım etmeleri de büyük bir olasılık” dedi. Öte yandan Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekteteri Ümit Yalım ABD’nin bu üssü istediği gibi kullanmasının temel nedeninin siyasi iradenin gerekli tepkiyi göstermemesi olduğunu söyledi.
2 UÇAK 3 HELİKOPTER VAR
Askeri kaynaklar Diyarbakır’da bulunan ABD askerlerinin saysının, arama-kurtarma timi, destek timi ve geri hizmet işlerini yapanlarla beraber 200-250 (bazı yayın ve kaynaklarda bu sayı 300 olarak ifade edilmektedir) kişiyi bulduğunu söyledi. Arama-kurtarma timinde yer alan askerler ABD ordusunun en nitelikli birliği olarak biliniyor. ABD’nin özel ve nokta operasyonlarında bu birlik kullanılıyor. Üste ayrıca 2 uçak ve 3 helikopterin bulunduğunun da altı çizildi. Kaynaklar iki uçak ve üç helikopterin burada bulunmasının, bu üssün çok aktif olarak kullanıldığın göstergesi olduğunu vurguladı.
HAYATİ ÖNEME SAHİP
Diyarbakır’daki korsan üs, ABD açısından hayati öneme sahip. ABD eski Avrupa Kuvvetleri Komutanı General Philip Breedlove, Diyarbakır’daki kaçak üs ile ilgili, “Diyarbakır Üssü de bizim için hayati öneme sahip. Birçok arama kurtarma faaliyetimizi buradan yapıyoruz” ifadesini kullanmıştı. Öte yandan Eylül 2015’te kurulan üssün son dönemlerde genişletildiğini, etkinlik ve fonksiyonlarının ise arttırıldığını bazı gazeteler daha önceki tarihlerde yazmıştı.
CIA’NIN KİRLİ İŞLERİ
Emekli Tümgeneral Beyazıt Karataş, konuyla ilgili şöyle konuştu: “Burada bulunan helikopter ve uçakları havada izliyoruz, burada bir sıkıntı yok. Sorun Diyarbakır’dan oraya giden bu özel birliklerin orada ne yaptığına ilişkin. Diyarbakır’da bulunan ABD askerlerinin hepsi özel birlik ve Suriye’de Irak’ta nokta operasyonlar düzenliyorlar. Bu birlikler ayrıca CIA’nın ‘kirli’ işlerini de yapan birlikler. ABD YPG’ye "kara gücüm" diyorsa, ki, bunu her fırsatta dillendirmektedir. ABD’nin Diyarbakır’daki faaliyetlerini mutlaka ve acilen sonlandırmak lazımdır. Bunun ise acilen yapılması gerekiyor.
YABANCI ÜSLERİN YÖNETİMİ TÜRK TARAFINDA
Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri Ümit Yalım, Diyarbakır’da bulunan ABD üssünün durumuna ilişkin, şöyle konuştu: “Türkiye’de bulunan yabancı üsler NATO kapsamında yapılan Üslerin Kullanımı Anlaşması’na göre kuruldu. Bu anlaşmaya göre üslerin yönetimi bize ait. Üslerde bulunan yabancı askerlerin yargılamalarını sadece kendi ülkeleri yapıyor. Ancak hükümetlerin gevşek tutumları nedeniyle bu üslere yerleşen ABD askerleri orayı sahiplenmişlerdir. Bir üs kurulmadan önce orada kaç askerin olacağı, üssün kaç metrekarelik alanı kaplayacağı, kaç aracın, silahın üsse gireceği anlaşmayla belirlenir. Bizim askeri bölgelerimize kurulan yabancı üslerdeki askerlerin, oranın Türkiye toprakları olduğunu anlaması için, yapılan anlaşmalarda yabancı askerlerin araçları, asker sayısı, faaliyet gösterecekleri alan konusunda sınırlamalar getirilmesine özen gösterilir. Ancak hükümetlerin pasif ve teslimiyetçi politikaları nedeniyle bu üslerin fonksiyonu değişmiştir. Hükümetler ses çıkarmazsa Diyarbakır üssünde olduğu gibi alan genişletme, asker sayısını artırma gibi olaylar meydana gelebilir. (İktibas, derleme ve değerlendirme: Aydınlık, Gazeteler ve Ajanslar)
LÜTFEN DİKKAT!.. 
ÇOK ÖNEMLİ BİR BİL NOT:
KIBRIS'TA RUM NÜFUS 
(Ilhan DÜLGER (15 03 2017)
Birinci Dünya Savaşından sonra İngiltere, Rusya'da bulunan 100 bin civarındaki Yunanlı (Elen / Grek)’i Kıbrıs'a yerleştirmiştir. 
İkinci Dünya Savaşı sona erdiğinde ise Yunanistan'da büyük bir iç savaş başladı.
Bu kanlı savaş, ancak İngiltere'nin fiili desteği sayesinde, 1950 yılında sona erdirilebildi. Hükümet ve rejim karşıtı Rusya taraftarı komünist gerillalar, hapishaneleri doldurmuştu. Albay Grivas da tutuklananlar arasındaydı. Bu tutuklu veya hükümlüler, idamlarını beklerken: yine İngiltere devreye girdi ve 80 bin azılı komünist gerillayı, Kıbrıs adasınaa yerleştirdi. İşte EOKA ve diğer bölücü, ENOSİS yanlısı terör tedhiş örgütleri bu bağlantı ile kuruldu ve AKRİTAS PLÂNI bunlar tarafından güçlendirildi.
ŞİMDİ BU (ELEN, GEREK, YUNANLI) GÖÇMENLERİN ÇOCUKLARI ADANIN RUM NÜFUSUNUN YARISINDAN FAZLASINI TEŞKİL EDİYORLAR...
1974'ten sonra adaya gelen Türkleri durmadan hesaplardan düşerek toprak hesabı yapanlar, Türkiye'den gelenler geri gitsin diyenler “bu tarihi gerçeği hatırlayıp” dikkat etmelidirler! 
Türkiye Cumhuriyeti, Türk Milleti ve özellikle “Milli Dava Kıbrıs” düşmanı bazı melânetler tarafından, Gereklerin ENOSİS emellerine rağmen yeniden başlatılan Müzakerelerde (!), Rum nüfusun yarısı düşülerek toprak görüşmesi yapılabileceği Kıbrıs'a bildirilmelidir. 

14 Nisan 2017 Cuma

"CUMHURBAŞKANI'NIN YARGILANMA KORKUSU" ve Başbakan Binali Yıldırım'ın açıklaması: “Cumhurbaşkanının yargılanma korkusunu (yeni anayasa tasarısı 'referandum' ile ortadan kaldıracağız”

Bu ne yaman bir çelişki?.. Hani, şimdiki "mevcut ve mer-i" yasada Cumhurbaşkanı yargılanamıyordu da, yeni yasada yargılanacaktı?
BAŞBAKAN 
BİNALİ YILDIRIM 
AÇIKLADI: 
"CUMHURBAŞKANININ YARGILANMA KORKUSUNU ORTADAN KALDIRACAĞIZ!.."
İnanılır gibi değil!.. Başbakan Binali Yıldırım, anayasa referandumu propaganda çalışmaları sürecinde açıkladı: “Cumhurbaşkanının yargılanma korkusunu ortadan kaldıracağız” (Sayın Cumhurbaşkanı'nın yargılanma korkusu mu var, varsa neden ve niçin acaba?..) 
DEMEK Kİ BÜTÜN MESELE BU İMİŞ!..
Başbakan Binali Yıldırım, Habertürk TV'de katıldığı canlı yayında Cumhurbaşkanı'nın cezai sorumluluğuyla ilgili açıklamalarda bulundu. 'Kolay yargılanma iş yapmamayı getirir.' diyen Binali Yıldırım, "Cumhurbaşkanı'nın yargılanma korkusunu ortadan kaldıracağız" dedi. Başbakan Binali Yıldırım, Habertürk TV'de katıldığı canlı yayında bazı gençlerin ve Didem Arslan'ın sorularını yanıtladı. Binali Yıldırım'ın canlı yayında kullandığı bazı ifadeler sosyal medyada sıkça paylaşılarak eleştirildi. Parlamenter sistemde Cumhurbaşkanı'nın yargılanamayacağını ileri sürerek söze başlayan Başbakan Yıldırım, "Hem yetkili hem sorumsuz olmak tatlı bir şeydir." dedi.
"Yargılanma korkusunu ortadan kaldırıyoruz"
Başbakan Yıldırım, daha sonra Didem Arslan'ın Cumhurbaşkanı'nın sorumluluğuyla ilgili sorduğu soruya ise "Kolay yargılanma iş yapmamayı getirir." diye cevap verdi. Stüdyodakilere, 'Sizin aklınızda yargılanma korkusu olsa, siz iş yapabilir misiniz?' diye soran Binali Yıldırım, "Cumhurbaşkanı'nın yargılanma korkusunu ortadan kaldırıyoruz." diyerek 16 Nisan'da oylanacak başkanlık sisteminin Cumhurbaşkanı'na vereceği sorumsuzluğu dile getirdi.

6 Nisan 2017 Perşembe

Yaklaşık 15 yıldır, sözde İKTİDAR olup; (kardeşlik, barış, dostluk ve çözüm süreci kandırmacası çerçevesinde!.. ) HÜKÜMET edenler "bu rezillik, yolsuzluk ve suiistimal karşısında" utansın!..

İÇİŞLERİ BAKANLIĞI RAPORU: 
Kamu vicdanını rencide ve dürüst vatandaşları ŞOK EDEN çok tuhaf, akıl ve mantık dışı gerçekler ortaya çıktı! Halkın vergileri ve Devlet imkânları “AKP HÜKÜMETİ’NE RAĞMEN” anarşi, terör, terörist, tehdit ve tedhişe hizmet için kullanılmış...
İçişleri Bakanlığı’nın Doğu ve Güneydoğu’daki belediyelere kayyum atanmasına neden olan gelişmelere ilişkin 66 sayfalık rapor hazırlandı. Devletin belediyelere tanıdığı imkânların teröre hizmet için kullanıldığı vurgulanan raporda, belediyelerde PKK mensuplarının ve operasyonlarda ölen teröristlerin yakınlarının istihdam edildiği belirtildi. İçişleri Bakanlığı’nın, “Terör Nedeniyle Belediyelere Yapılan Görevlendirmeler” başlıklı 66 sayfalık raporunda, Doğu ve Güneydoğu’daki belediyelere kayyum atanmasına neden olan gelişmeler anlatıldı.
İçişleri Bakanlığı’nın söz konusu raporunda, terör ve tedhiş örgütü ile ilişkili 10 il, 63 ilçe, 12 belde, FETÖ ile ilişkili 6 ilçe (4’ü Ak Parti, 1’i MHP ve 1’i bağımsız), 1 belde (MHP) belediyesine kayyum atandığı anımsatılarak, terör örgütü PKK’nın 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra bazı il ve ilçelerde sözde özyönetim ilan ederek terörü şehirlere taşıdığı kaydedildi. Devletin belediyelere tanıdığı imkânların teröre hizmet için kullanıldığı vurgulanan raporda, belediyelerde PKK mensuplarının ve operasyonlarda ölen teröristlerin yakınlarının istihdam edildiği belirtildi.
KURUMLARA GÖNDERİLDİ
İngilizce ve Türkçe yazılan uluslararası birçok kuruma gönderilen raporda, eşbaşkanlığın PKK tarafından uygulandığı ifade edilerek “Dağ kadrosunda olan PKK’lılar belediyelere kadrolu personel olarak atanmıştır. Belediyede çalışma odaları bulunan ve belediye başkanı ile aynı imkânlara sahip olan eşbaşkanlar imar, ruhsat ve ihale işlerinde söz sahibi olmuşlardır” denildi. Belediyelere ait makam araçlarıyla dağa silah taşındığı dile getirilerek PKK’ya yakın olmayan belediyelere yaşam hakkı tanınmadığı vurgulandı.
ÖRGÜTSEL EĞİTİM
Raporda, ölen terörist yakınlarına belediyelerde çalışır gibi gösterilerek para verildiği, belediyelerin park, bahçe, büfe, kantin gibi işletmelerinin bu ailelere usulsüzce devredildiği, kendilerine oy vermeyen vatandaşların sularının kesilip çöplerinin toplanmadığı kaydedildi. Belediyelerin açtığı gençlik merkezleri, öğrenci evleri, spor salonları, el işi kursları ve tiyatrolarda sosyal faaliyet adı altında örgütsel eğitimler verildiği anlatılan raporda, gençlerin belediyelere ait kamplarda PKK’ya bağlılık yeminleri ettirilerek dağ kadrosuna gönderildikleri ifade edildi. Raporda, terörist cenazelerinin istismar edilerek halkı tahrik için günlerce gömülmediği, cenazelerini alan ailelerin tehdit edilerek gömülmelerin önüne geçildiği belirtildi. Hukuki niteliği olmayan “GAP Belediyeler Birliği” adlı oluşuma Erciş Belediyesi’nce üyelik aidatı adı altında 68 bin TL aktarıldığına değinilen raporda, belediyelerde delil olabilecek belgelerin su baskını ve yangın ile imha edildiği vurgulandı.
‘KANDİL’E GİDİLDİ’
Raporda, imar düzenlemelerinde PKK’ya müzahir kişi ve kuruluşların kayrıldığı, belediyelere ait taşınmazların PKK’ya yakın STK’lara verildiği belirtildi. Sosyal yardımların yakınları dağda olan ve çatışmalarda ölenlerin ailelerine yapıldığı ifade edilen raporda, “Yoksullara yardım adı altında dağ kadrosuna eleman temin eden ailelere yardımlar yapıldı. Suriye ve Irak’ta kardeş belediyeler icat edilerek Kandil ziyaretleri yapıldı. Yurtdışı ziyaretleri ise PKK’nın toplantılarını yaptığı ülkelere yapılmıştır” denildi.
‘DERNEĞE PARA AKIŞI’
İş makinelerinin örgüt amaçlarına yönelik kullanıldığı aktarılan raporda, resmi belediye araçlarının PKK’lı teröristlere verildiği ve silahlı eylemlerde kullanmalarına olanak tanındığı kaydedildi. Raporda, belediyelerde çalışan ancak işe gelmeyen birçok kişiye ödemelerin yapılmasına devam edildiği ve PKK ile bağı olan Sarmaşık Derneği’ne düzenli para aktarıldığı belirtildi. Belediye çalışanlarından bağış adı altında zorla para alındığı vurgulanan raporda, ayni yardım malzemesi için yapılan ihalelere ilişkin kayıtların imha edildiği ve tahsilatların PKK tarafından yapıldığı vurgulandı.

4 Nisan 2017 Salı

AKP eski Antalya Milletvekili ve TBMM Dışişleri Komisyonunun dönem Başkanı: "Mehmet Dülger", “Referanduma sunulan anayasa değişiklik teklifi kanununun bir ABD projesi olduğunu” söyledi.

ŞOK İTİRAFLAR!.. MEHMET DÜLGER "ESKİ AKP’Lİ VEKİL": 
ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ BİR ABD PROJESİ, CIA RAPORUNDA VAR!..

27 Mayıs'ta kalkışmacı ve isyancı halk düşmanı güruhun idama mahkûm ettiği isimlerden DP Milletvekili Bahadır Dülger'in oğlu; AKP eski Antalya Milletvekili Mehmet Dülger, referanduma sunulan “anayasa değişiklik teklifi kanununun bir ABD projesi olduğunu” söyledi.
DP Kökenli, kadim AP'li, DYP ve Büyük Türkiye Partisi’nin kurucularından AKP eski Antalya Milletvekili ve "TBMM Dışişleri Komisyonu eski Başkanı" Mehmet Dülger, bir çeşit başkanlık sistemi ön gören “anayasa değişiklik teklifi kanununun bir ABD projesi olduğunu” söyledi.
Mehmet Dülger, “CIA eski Türkiye şefinin 2006’da Beyaz Saray’a sunduğu bir Türkiye raporu var. Raporda, ‘Eğer ABD’nin çıkarı Türkiye’de bir federal devlet kurulmasıysa, mutlaka ve öncelikle yargıyı, orduyu, meclisi ve hükümeti tek elde toplayan başkanlık rejimine geçilmelidir. Tek adamı ikna etmek, birbirini denetleyen yapıyı ikna etmekten çok daha kolay olacaktır’ deniyor. Sonuç olarak bu Anayasa değişiklik teklifi, bir ABD projesidir” görüşünü savundu.
Partide bulunduğu dönemde kafasındaki sorulara yanıt alamadığını söyleyen Dülger, şunları anlattı:
“Bazı halleri izahtan kaçındıklarını gördüm. Bir kere, Kızılcahamam toplantısında, ‘Burada madem aile içindeyiz, bana Büyük Ortadoğu Projesi nedir, bizim eş başkanı olmamız nedeniyle bize düşen görevler nelerdir, bizim Türkiye olarak böyle büyük bir projede yerimiz ne olacak’ diye sordum. Cevap olarak ‘öğle tatili geldi’ cevabını aldım. Hiçbir açıklama yok. Bu benim için çok büyük bir soru işaretidir.”
BirGün’den Meltem Yılmaz’ın sorularını yanıtlayan (3 Nisan 2017) AKP eski Antalya Milletvekili ve TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Mehmet Dülger’in konuşmasından (çok önemli) satır başları şöyle: 
Önce şunu sormak lazım, bugün Türkiye’de Anayasa değişiklik paketine ya da Başkanlık sistemine ihtiyaç var mıdır? 
"Kesinlikle hayır. 
Mevcut Anayasa’nın bazı maddelerinin değiştirilmesi ile bu sorun rahatlıkla çözülebilir. Bir de bu yeni pakete neresinden baksanız sorunlu. Örneğin, bu paket milletvekili yaş sınırını 18’e çekiyor değil mi? Ama bundan birkaç yıl önce milletvekili yaşı 25’e düşürülmüştü, bir bakın bakalım bugün Meclis’te bir tane 25 yaşında milletvekili var mı? Yok, çünkü amaç oy almak. Başlangıçta AKP’ye dair bir ümit vardı. Ama yavaş yavaş değişti. AKP dini duygulara hassas bir parti olarak başladı. Ama sonra dini temel alan bir siyaset oldu, bu olmaz. Yani enflasyonu önlemenin dini veya milli bir yolu var mı, hayır yok, ekonomik bir yolu var. Şimdi çok yanlış bir şekilde, milletin aklında AKP’nin bir merkez sağ parti olduğu izlenimi var. Hayır değildir. 
AKP bir merkez sağ partisi değil.
Ben merkez sağ siyasetin temsilcisiyim. 
Türkiye’nin bugün acilen merkez sağ siyasete ciddi bir biçimde ihtiyacı var, ama Tayyip Bey hiçbir zaman merkez sağ demedi, AKP de merkez sağ partisi değil. Bakın, benim AKP’de tasvip edilmememin nedenlerinden birini anlatayım. Biliyorsunuz, AKP 3 ayda bir Kızılcahamam’da toplantılar yapardı. Bir toplantıdaki dış politikayla ilgili konuşmada Recep Tayyip Bey Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanı olduğunu anlattı ve bolca alkış aldı. Ardından Dışişleri Bakanı çıktı, o da aynı şeyleri anlattı. Ben el kaldırdım ve “Burada madem aile içindeyiz, bana Büyük Ortadoğu Projesi nedir, bizim eşbaşkanı olmamız nedeniyle bize düşen görevler nelerdir, bizim Türkiye olarak böyle büyük bir projede yerimiz ne olacak” diye sordum. Cevap olarak “öğle tatili geldi” cevabını aldım. Hiçbir açıklama yok. Bu benim için çok büyük bir soru işaretidir.
Evet, Meclis’in fonksiyonuna ilişkin AKP’nin bakışı çok ilkel. Meclis kanun yapar diyorlar. Oysa meclis sadece kanun yapmaz, denetleme de yapar. Dahası, meclis bir zemin olarak milletin sözünü dile getirdiği yerdir. Şimdi bu Anayasa değişiklik paketine göre bir başkan ve yeteri kadar yardımcısını kendisi seçecek. Yeteri kadar yardımcı kaç tanedir, o yardımcılar kim, yetkileri ve sorumlulukları nedir, biz bunları bilmiyoruz. Seçilmemiş bir adam yardımcı oluyor. İşte ben getirilen bu teklife hayır diyorum. Şimdi zaten hesap verilmiyor, bu anayasa paketi ile hesap verme işi tamamen ortadan kalkacak. Geçen günlerde Dışişleri Bakanımız ABD’nin Dışişleri Bakanı ile görüştü. Ben bilmek istiyorum, ne konuştular? Bu bizi son derece ilgilendiren bir konu, neden açıklanmıyor? Fırat Kalkanı nasıl ve neden bitti, orada verdiğimiz şehitler ne olacak? Ama bunun açıklaması yok.
Rıza Sarraf davası AKP’nin yumuşak karnıdır.
Rıza Sarraf davası AKP’nin yumuşak karnıdır. Soruşturma daha da genişlemez çünkü bir yararı yok. Rıza Sarraf konuştu, bu Halkbank’ın genel müdür yardımcısı ABD’ye giderken tutuklanacağını bile bile gitti. Mayın eşekleri vardır, mayın döşeli araziye önden onları gönderirler. İşte bu adam gönderildi. Ama bana kalırsa devamı gelmeyecek, çünkü edinilen bilgiler ABD tarafından buraya karşı koz olarak kullanılacak.", “Eğer ABD’nin çıkarı Türkiye’de bir federal devlet kurulmasıysa, mutlaka ve öncelikle yargıyı, orduyu, Meclis’i ve hükümeti tek elde toplayan başkanlık rejimine geçilmelidir. Tek adamı ikna etmek, birbirini denetleyen yapıyı ikna etmekten çok daha kolay olacaktır” deniyor. Çünkü neden biliyor musunuz? Eğer o bir kişi ABD çıkarlarına yardım etme konusunda tereddüt ederse, bir kişi üzerine kurulmuş bir yapıyı yıkmak ABD için sorun olmaz. 
Sonuç olarak. "Bu Anayasa değişiklik paketi, bir ABD projesidir."

31 Mart 2017 Cuma

TÜRKİYE CUMHURİYETİ'ne karşı ihaneti, alçaklık ve kalleşliği sabit ABD'nin; Milletin bağrına saplanmış "İNCİRLİK HANÇERİNİ" sökecek kadar yiğit, mert ve dürüst, onurlu ve sorumlu bir BAŞBUĞ'u yok mu?..

SON DAKİKA: SKANDAL GÖRÜNTÜLER!..
MÜTTEFİK ABD, TERÖR ÖRGÜTÜ TÖRENİNDE BEKÇİLİK YAPIYOR...
Kerkük’te bayrak krizinin ardından bu kez de terör örgütü pkk eşkıyasının gösteri niteliğindeki töreni olay yarattı. 29 Mart’ta çekildiği belirtilen görüntülerde tekerlekli bir zırhlı muharebe aracı ile ABD ordusunun en çok kullandığı ‘Humvee’ zırhlı personel taşıyıcıları ihanet şebekesinin gövde gösterisinde görülüyor. Kerkük Valisi Necmettin Kerim’in baskısıyla Kerkük Şehir Konseyi önceki gün kamu binalarında Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) bayrağını asılmasına yönelik karar çıkarttı. Kerkük Şehir Konseyi’nin oy çokluğuyla aldığı karara ilişkin toplantıyı boykot eden Türkmen ve Arap üyeler, karara büyük tepki gösterdi. Kerkük’te bu kriz yaşanırken başka bir gelişme daha dikkatleri çekti.
ÖCALANLI FLAMALAR
Terör örgütü eşkıya’nın yayın organı Fırat haber Ajansı (ANF), Kerkük’te ABD yapımı zırhlı araçların önünde tören yapan silahlı PKK’lıların görüntülerini yayınladı. 29 Mart’ta çekildiği belirtilen görüntülerde tekerlikli bir zırhlı muharebe aracı ile ABD ordusunun en çok kullandığı ‘Humvee’ zırhlı personel taşıyıcı görülüyor. Kulesine ağır silahların monte edilebildiği Humvee’lerde; 1 şoför, 3 yolcu ve bir nişancı olmak üzere 5 askeri personel taşınıyor. PKK ve teröristbaşı Abdullah Öcalan’ın resminin bulunduğu bayrakların asıldığı alanda ayrıca kamuflaj boyası yapılmış bir askeri kamyon da görülüyor.
DEAŞ’TAN MI ALINDI?
ABD yönetimi Humvee ve benzer zırhlı araçlar ile ağır silahları geçtiğimiz aylarda DEAŞ’a karşı yürütülen Rakka Operasyonu için liderliğini PKK’nın Suriye kolu olan YPG’nin yaptığı DSG’ye (Demokratik Suriye Güçleri) vermişti. PKK/YPG’nin hem Irak hem de Suriye’de elinde bulundurduğu bölgeleri terk eden DEAŞ’ın bıraktığı tank dahil bir çok zırhlı araç ele geçirdiği biliniyor. Araçların Kerkük’e YPG tarafından mı getirildiği, yoksa DEAŞ’tan mı ele geçirildiği ise bilinmiyor.
KERKÜK VALİSİ DESTEKLİYOR
PKK’lılara Kerkük’te oldukça rahat hareket edebildikleri bir alan açan Vali Necmettin Kerim geçmişte makamında terör örgütünün bazı yöneticilerini ağırlamıştı. Kerim, 2013 Eylül’ünde de Kandil’e giderek örgütün dağdaki lideri Cemil Bayık ve yönetimde yer alan Sabri Ok ile Öcalan posterleri altında buluşmuştu. (İLKER AKGÜNGÖR/Vatan)
BARZANİ: "BAĞIMSIZLIK REFERANDUMU YAKINDA"
Ülkemizdeki bütün yasa, hukuk ve ahlâk dışı “anarşi, terör, tedhiş, kaçakçılık, cinayet ve bilumum organize suç örgütlerine” yılardır; Pervasızca, alçakça ve kalleşçe yardım ve yataklık yapan Kuzey Irak'taki, İsrail odaklı Kürt aşiret yönetimi seslenicisi, bölgenin kaderini doğrudan etkileyecek kararı duyurdu. Türk düşmanı Barzani BM’in Genel Sekreteri ile görüşmesinde yakın zamanda referanduma gideceklerini söyledi. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Mesut Barzani, yakın bir zamanda bağımsızlık referandumu düzenleyeceklerini söyledi. Barzani'nin ofisinden yapılan açıklamaya göre, Barzani, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ve beraberindeki heyeti Erbil kentindeki başkanlık konutunda kabul etti. Görüşmede Guterres ve Barzani, uluslararası toplumun IKBY'deki iç göçmen ve sığınmacılar için vermesi gereken insani yardım, terör örgütü DEAŞ sonrası Irak'ın sorunlarının çözümü ve IKBY'nin kaderini tayin edecek 'bağımsızlık referandumunu' ele aldı.
Erbil'e ziyaretlerinden dolayı BM Genel Sekreteri Guterres ve beraberindeki heyete teşekkür eden Barzani, "Dünyanın IKBY halkının kendi geleceği hakkında vereceği karardan haberdar olabilmesi için yakın bir zamanda bağımsızlık referandumu düzenleyeceklerini" söyledi. IKBY'ye yardımlarından dolayı uluslararası koalisyon güçlerine ve BM'ye teşekkür eden Barzani, Peşmerge güçleri ve Irak ordusunun ortak hareket etmesi sonucu elde edilen büyük zaferlerden dolayı da memnuniyetini dile getirdi.
Guterres ise iç göçmen ve sığınmacı meselesi konusunda uluslararası toplumun IKBY'ye yardımları sunma konusunda yetersiz kaldığını, bunun telafi edilmesi için de tüm imkânlarını seferber edeceğini aktardı. Guterres, BM'nin tüm kurumlarının özellikle IŞİD sonrası sorunların çözülmesi için Irak ve IKBY ile tam dayanışma içerisinde hareket etmeye hazır olduklarını bildirdi. Barzani ve Guterres'in basına kapalı toplantısında BM Irak Özel Temsilcisi Jan Kubis, BM Irak İnsani Yardım Koordinatörü Lisa Grande, IKBY İçişleri Bakanı Kerim Sincari ve Dışilişkiler Dairesi Sorumlusu Felah Mustafa'nın da hazır bulunduğu ifade edildi. Guterres, Erbil ziyareti öncesi başkent Bağdat'ta Başbakan Haydar İbadi ile bir araya gelmişti. (AA) 31 MART 2017

23 Mart 2017 Perşembe

Anarşi, terör ve tedhiş destekçisi, ihanetin yardım ve yatakçısı "Kuzey ırak yönetimi" nam aşiret unsurları Türkmenlere karşı yoğun tahrik "ALÇAKLIK, KALLEŞLİK, Şiddetli Tahrik ve Küstahlık" yarışına girdiler

SON DAKİKA: "ALÇAKLIK VE KÜSTAHLIK!.." KERKÜK VALİSİ KÜRDİSTAN PAÇAVRASINI KALEYE TEKRAR ASTI; DIŞİŞLERİ ÇARŞAFA DOLAŞTI
HABER: Ali Serdar Bolat, 23 Mart 2017-Ankara
Evet oylarını bir-iki puan artırmak için hiçbir yasal, akli ve mantıki dayanağı olmamasına rağmen İstanbul'a, Ankara'ya hatta ve hatta Atatürk'ün Çankayası'na Kürdistan bayrağı asan, aşiret televizyonunun Doğu ve Güney Doğu Anadolu illerimizi "kürdistan vilâyetleri" olarak göstermesine tepki koyup, men etme cesaretini gösteremeyen AKP hükümetinden yüz bulan bebek katili bölücübaşı Barzani bin yıllık Türk yurdu Kerkük'e Kürdistan bayrağı asıp resmi yazışmalarda Kürtçenin de kullanılmasını dayatınca bizimkiler fena halde çarşafa dolaştı… Bir - iki puan bölücü oyu kazanayım derken dört - beş puan milliyetçi oyu kaybetme tehlikesi ile yüz yüze gelen AKP cenahı, Kerkük'e Kürdistan bayrağı asılmasına tepki vermek zorunda kaldı. İşte çarşafa dolaşma olayı burada vuku buldu. Basiretsizlik, ileri görüş ve beka yoksunluğu başımıza büyük bir belâ açtı. Ama sorarlar: "Kendi elinle Çankaya'ya astığın bayrağı eloğlu Kerkük'e asınca ne yüzle karşı çıkacaktın?" Buna mukabil: "Ama siz de asıyorsunuz, kötü bir şeyse siz niye astınız?" diye sorsalar, ne cevap verilecekti? Hem Güneydoğu illerimizde "EVET" çalışması başlatan Barzani'yi darıltma tehlikesi de vardı. Gel çık işin içinden. AKP Dışişleri, ne şiş yansın ne kebap kabilinden anlamsız bir açıklama yaptı: "Kerkük Valiliğinin Kürdistan bayrağını Irak bayrağı ile birlikte göndere çekmesini yadırgıyoruz, Kınıyoruz, protesto ediyoruz" diyemedi.
Çünkü aynı bayrağı İstanbul, Ankara hava alanlarında Türk bayrağı ile birlikte göndere çeken ve Çankaya'da Türkiye Başbakanı'nın koltuğunun arkasına asan Binali Yıldırım hükumetini de kınamış olacaktı. Ama, AKP Dışişleri, AKP hükumetinin Kürdistan bayrağı asmasını yadırgamış duruma düşmekten kurtulamadı. Çarşafa dolaşmak böyle bir şey işte…
Kendi hükumetinin yaptığı bir işi yadırgayan bir Bakanlık dünyada ilk kez görüldü. HAYIRlı olsun...
Kerkük Valisi Ömer Kerim, Kerkük'ün anlaşmazlık bölgelerinden biri olduğunu ve Kürdistan bayrağının Kerkük'te kullanılmaya devam edileceğini söyledi. "Türkiye'nin başkentinde çekildi, Kerkük'te çekilmesi doğal" dedi. Irak Anayasasına göre, Kerkük ve Musul Irak merkezi hükumetinin denetimine verilmiştir. Barzani'nin Türk beldelerine el koymasına izin verilemez.
AKP hükumetlerinin şımarttığı Barzani gözümüzün içine baka baka Kerkük ve Musul'a el koyma hazırlıkları yapıyor. Kerkük'ün Sesi Gazetesi Yazıişleri Müdürü Güngör Yavuzarslan, Türkiye'nin Kerkük krizine karşı sessiz kaldığını söyledi ve ekledi: "Ankara daha önce Türkmen gençlerin peşmerge olması için gizli pazarlıklar yürüttü" Yani Türkmen gençler bölücü terör örgütüne asker yapılmak istenmiş. Irak Türkmen Cephesi  Lideri Erşat Salihi: "Barzani eğer Kerkük ve Musul'u kendi bölgesine dahil ederse peşmerge ile ölümüne savaşırız."
KÜRDİSTANCI YURTSEVERLER BİRLİĞİ ÜYESİ TERÖRİST VALİ NECMETTİN KERİM
Amerika ve İsrail uşağı, Anarşi, terör ve tedhiş örgütü "Kürdisten Yurtseverler Birliği" üyesi Vali Necmettin Kerim’in Nevruz bahanesi ile Kerkük’te resmi daire ve kurumlara ve kaleye kürdistan bayrağı / paçavrası asma kararı Nevruz bitmesine rağmen tekrar ve ısrarla devam ediyor.Önceki gece indirilen paçavra bugün kaleye tekrar çekilmiş vaziyette. Nevruz bahanesi ile işgale yeltenen vali, Nevruz bitmesine rağmen bugünde Kerkük’e bağlı Karatepe köyünde gazetecilere yaptığı açıklamada Kürdistan paçavrasının Kerkük’te binalar üzerine ısrarla asılması gerektiğini söyleyerek Türkiye ve Dış Ülkelere bu konuya karışmamaları konusunda küstahça açıklamalarda bulundu. Vali Kerim Kışkırtıcı ve işgalci tavrına devam ederek çatışmayı Kerkük’e getirerek BM’in dün yayınlamış olduğu bildiriyide yok saymaktadır. 
PKK’LI KERKÜK VALİSİNDEN TÜRKİYE VE DIŞ ÜLKELERE KÜSTAH AÇIKLAMA: "HODRİ MEYDAN DİŞE DİŞ"
Emperyalist Amerika, İsrail ve uzantılarının sadık uşağı; Bebek katillerinden müteşekkil eşkıyanın terör ve tedhiş örgütü PKK’lı Vali Karatepe köyünde gazetecilere  yaptığı açıklamada Kürdistan paçavrasını Kerkük’ün binalar üzerine ısrarla asılması gerektiğini söyledi.
Bebek katili terör ve tedhiş örgütünün Türk ve Kürt düşmanı PKK’lı Kerkük Valisi Necmetin Kerim, kentteki resmi kurum ve kuruluşlarda Irak bayrağının yanı sıra Kürdistan Paçavrası’nın göndere çekilmesiyle ilgili olarak, “Kerkük’teki halkımızın (!) bayrağının buralarda dalgalanması en doğal hakkımızdır” diyerek paçavra asma çalışmalarına devam edeceğiz ifadelerinde bulundu. Anarşi, terör ve tedhiş örgütü PKK’lı Vali "Irak anayasasının Kürdistan paçavrası’nın Musul, Kerkük ve havalisinin anlaşmasızlık bölgelerinde asılmasına her hangi bir engel koymadığını" belirterek; Türkiye dahil olmak üzere diş ülkeler bu konuya karışmaması gerektiğini açıklayarak basın toplantısında bulunan sorumlulara binalarına Kürdistan paçavrası asma uyarısında bulundu.
İŞGALCİLERE KARŞI TUZHURMATU SOKAKLARI TÜRKMENELİ BAYRAĞI İLE DONATILDI
Tuzhurmatu Türkmen Milletvekilimiz Niyazi Mimaroğlu Kerkük’e kürdistan paçavrası asılmasına "HERKES BİLSİNKİ ESKİ DİKTATÖR REJİMİ BİTMİŞTİR!” diyerek tepki göstermiş ayrıca heryere Türkmeneli bayrağı asılmasını istemişti. Mimaroğlı ayrıca”Tüm Türkmenlere vasiyetim,” Türkmen çatısı altına birleşin,Türkmenleri mezhepsel veya bölgesel bölmeye çalışanlara izin vermeyiniz. Herkes Türkmenler yok etmeye çalışıyor.bizde her zorluklara rağmen daha da güçleniyoruz”dedi. Bu seslenişten sonra tüm Türkmen gençleri,Tuzhurmatu sokaklarına inerek, Türkmen Bayrağına bağlılıklarını ve sevgilerini göstererek, Tuzhurmatu sokaklarını Türkmen Bayrağı ile süslendiler.