22 Nisan 2017 Cumartesi

Türk Dünyası ve İslâm Alemi İçin Büyük Utanç ve Yüz karası!.. Afganistan İşgal Altında. Irak Perişan. Suriye Kan Gölü, ABD, İngiliz, İsrail ve AB (Emperyal) Terör Örgütleri Müslümanlara Dirlik Vermiyor.

AFGANİSTAN'DA VAHŞET. ASKERİ ÜSSE HAİN SALDIRI, ÖLÜ SAYISI 150'YE YÜKSELDİ...
Anarşi, terör, tedhiş ve emperyalist hırsız, soyguncu, vurguncu vampirlerin cebri işgali altında inim inim inleyen Afganistan'da; Mezar-ı Şerif yakınlarındaki bir askeri üsse yönelik alçakça, hain ve insanlık dışı vahşi saldırıda ölü sayısının 150'ye yükseldiği, kalleş saldırıyı Taliban'ın üstlendiği bildirildi.
ABD: TALİBAN SALDIRISINDA EN AZ 50 AFGAN ASKERİ ÖLDÜRÜLDÜ
Afganistan ordusundan yetkililerin aktardığına göre, saldırıyı Afgan askeri kıyafetleri giyen 10'a yakın Taliban militanı dün cuma namazı sonrasında gerçekleştirdi. ABD'li askeri yetkililer saldırıda hayatını kaybedenlerin sayısını 50 olarak açıklarken, Afganistan ordusu yetkilileri bu sayının en az 150 olduğunu, yaralı sayısının fazla olmasından dolayı artabileceğini vurguladı. Taliban sözcüsü Zabiullah Mücahid'in bugünkü açıklamasında ise, saldırının kısa bir süre önce öldürülen Afganistan'ın kuzeyindeki Taliban liderleri için düzenlendiği kaydedildi.
IŞİD: ABD’NİN AFGANİSTAN SALDIRISINDA KAYBIMIZ OLMADI
ABD’nin Afganistan’daki IŞİD mevzilerine düzenlediği saldırı sonrasında IŞİD'den gelen açıklamada, örgütün ölü veya yaralı olarak hiçbir kaybının olmadığı bildirildi. IŞİD, ABD’nin Afganistan’da ‘tüm bombaların anası’ ile düzenlediği saldırıda tek bir üyesinin bile ölmediğini iddia etti. AFP ajansı tarafından yayınlanan IŞİD’in açıklamasında, örgütün ölü veya yaralı olarak hiçbir kaybının olmadığı kaydedildi. Afganistan Devlet Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada, ABD’nin envanterindeki nükleer olmayan en büyük bombası olan GBU-43 ile IŞİD hedeflerine düzenlenen saldırıda 36 militanın öldüğü belirtilmişti.
KLİNTSEVİÇ: 
ABD'NİN 
AFGANİSTAN'A 
ATTIĞI BOMBA RUSYA'YA KARŞI MESAJ
Rusya Federasyon Konseyi Savunma ve Güvenlik Komitesi Başkan Yardımcısı Frants Klintseviç, ABD'nin Afganistan'da tüm bombaların anası olarak tanınan GBU-43/B bombasını kullanması ve Suriye ordusuna ait Şayrat Üssü'nü vurmasının Rusya'ya karşı bir mesaj olduğunu söyledi. 
Pentagon: Afganistan'a nükleer dışındaki en güçlü bombamızı attık.. Gazetecilere konuşan Klintseviç "ABD'nin dünyanın en güçlü nükleer olmayan bombası GBU-43'ü kullanmasını ABD'nin Donald Trump'ın göreve başlamasından sonraki askeri stratejisi bağlamında incelemek gerekiyor. Bu saldırı ile Suriye'ye gerçekleştirilen füze saldırısı ile paralel olduğunu düşünüyorum. Her iki konuda da ABD'nin gücünü göstermesi söz konusu ve bu güç gösterilerindeki mesaj verilmek istenen tek adres de Rusya" ifadelerini kullandı.
YANILIYORLAR!..
Klintseviç açıklamalarına şöyle devam etti: "ABD, böyle yaparak Rusya'nın politikasını, kendilerinin ihtiyacı olduğu şekilde değiştireceğini düşünüyorsa çok yanılıyor. ABD'nin durması gerekiyor. Bu belirsiz süreci Kuzey Kore'de de başlatma ihtimali, öngörülemeyen sonuçlar doğurabilir." Kuzey Kore: ABD bunu seçerse savaşa gireriz.. Kuzey Kore Dışişleri Bakanı Yardımcısı Han Song-ryol, ABD Başkanı Donald Trump'ın attığı tweetleri eleştirerek, provokasyonu seçmeleri durumunda savaşa gireceklerini söylemişti. ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Pyongyang'ın yeni bir nükleer deneme yapacağı iddialarının olduğu bir ortamda pazar günü Güney Kore'ye gidiyor.
ABD, BM VE NATO'DAN YETKİ ALMADAN AFGANİSTAN'DA OPERASYON GERÇEKLEŞTİRİYOR
Rusya Federasyon Konseyi Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Konstantin Kosaçev de "Afganistan'da hukuki operasyonunu bitiren ABD, de facto olarak IŞİD'e karşı askeri operasyon düzenliyor. Bunları da ne BM'den ne de NATO'dan yetki alarak yapıyor" ifadelerini kullandı. Kosaçev, ABD'nin daha önce de Afganistan'daki operasyonlarını BMGK'nın onayı olmadan gerçekleştirdiğini söyledi.
SİLÂH YARIŞINA YOL AÇABİLİR
Rusya Federasyon Konseyi Dış İlişkiler Komitesi üyesi Oleg Morozov da, ABD'nin Afganistan'da, nükleer olmayan en büyük bombayı kullanmasının dünyada yeni bir silah yarışına yol açabileceği uyarısını yaptı. Pentagon, 'tüm bombaların anası' olarak tanınan GBU-43/B bombasını Afganistan'ın doğusundaki Nangarhar bölgesinde, geniş bir IŞİD'li gruba karşı kullandığını duyurmuştu. [[22.04.2017.00.06.32..SPUTNİKVWS&ULUSAL AJANS]]

19 Nisan 2017 Çarşamba

YSK kararını verdi! CHP, HDP ve VATAN PARTİSİ'nin itiraz ve iptal başvurularını reddetti.

YSK kararını verdi!
CHP, HDP ve VATAN PARTİSİ'nin "referandum sonuçları ile ilgili" itiraz ve iptal başvurularını reddetti.  
Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından CHP (Cumhuriyet Halk Partisi)'nin referandum iptaline ilişkin başvurusu reddedildi. Oylamada 10 üye ret oyu verirken 1 üye kabul oyu kullandı. Türkiye'de  pazar günü 18 maddelik anayasa değişikliği referandumu için 55 milyon 319 bin seçmen, sandığa gitti. Yapılan oylama sonunda  "evet" oyları  yüzde 51,40 "hayır" oyları oranı ise 48,60 oldu. CHP,  'mühürsüz oy' iddiasında bulunarak referandumun iptali için YSK'ya başvurdu. CHP'nin dışında bazı siyasi partiler ve vatandaşlarda YSK'ya itirazlarını iletti.  Yüksek Seçim Kurulu, (YSK) anayasa referandumuna ilişkin yapılan itirazları görüşmek üzere bugün toplandı.
BAŞVURU REDDEDİLDİ
Yüksek Seçim Kurulu (YSK), tam kanunsuzluk nedeniyle halk oylamasının iptaline ilişkin başvuruları reddetti. Karar, 10 üyenin ret, bir üyenin kabulüyle oy çokluğu ile verildi. YSK'dan yapılan açıklamada CHP, HDP ve Vatan Partisi'nin 16 Nisan 2017'de yapılan anayasa değişikliğine ilişkin halk oylamasının tam kanunsuzluk nedeniyle iptaline ilişkin taleplerini değerlendirdi. Açıklamada, "Halk oylamasının tam kanunsuzluk nedeniyle iptaline ilişkin talepler, bugün 10.30'da başlayan YSK toplantısında görüşülmüş, yapılan değerlendirmeler neticesinde her 3 talebin de ayrı ayrı oylanması sonucunda, 10 üyenin ret, 1 üyenin kabul yönündeki oyları ve oy çokluğuyla reddine saat 17.30 itibarıyla karar verilmiştir." denildi.
MİLLETİN SÖZÜNÜN ÜSTÜNE SÖZ OLMAZ 
Başbakan Binali Yıldırım da bugün  Genişletilmiş İl Başkanları toplantısı öncesi yaptı açıklamada  yaptığı açıklamada,  itirazlarla ilgili "  Kararı Yüksek Seçim Kurulu (YSK) verecek. Bizim işimiz değil. YSK bugün bu itirazları değerlendirip açıklayacağını ilan etmiştir. İtiraz etmek haklarıdır anlayışla karşılıyoruz. İtirazların gideceği adres de YKS’dırMilletin sözü üzerine söz söylemek beyhudedir"ifadesini kullandı.
CHP'DEN KARARLA İLGİLİ AÇIKLAMA
CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan YSK'nın halk  oylaması için yapılan iptal başvurusunu reddetmesine ilişkin, "Bu ciddi bir  meşruiyet krizidir. Bu sadece 'Hayır' oyu verenlerin oyuna karşı bir sıkıntı  değil, oy kullanan bütün vatandaşa haksızlıktır. Çünkü 'Evet' oyu verenin verdiği  oyu şu anda tartışmalı hale getirmiştir bu karar." dedi. (AA)

18 Nisan 2017 Salı

CHP, mühürsüz oy pusulası ve zarflar nedeniyle, “seçimin şaibeli olduğu” gerekçesiyle Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) referandumun iptal edilmesi için başvuruda bulundu.

CHP REFERANDUMUN İPTAL EDİLMESİ İÇİN YSK’YA BEKLENEN BAŞVURUSUNU YAPTI
CHP, mühürsüz oy pusulası ve zarflar nedeniyle, “seçimin şaibeli olduğu” gerekçesiyle Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) referandumun iptal edilmesi için başvuruda bulundu.
YSK referandum oylarının sayılmaya başlamasından kısa süre sonra, dışarıdan getirildiği kanıtlanmadıkça mühürsüz zarf ve pusulaların geçerli sayılacağını açıklamıştı. Karar muhalefet tarafından tepkiyle karşılanırken, yaşananlar ‘şaibe’ diye nitelenmişti. CHP ise referandumun iptali için YSK’ya başvurmuştu. İptal başvurusunun ardından açıklama yapan Tezcan, mühürsüz zarf ve pusula sayısını bilmediklerini belirterek, “Bu seçim de, şimdiye kadar açıklanan sonuçlar da gayrımeşrudur. Dilekçemizi verdik. Halk oylamasının iptalini istiyoruz” dedi.
‘Hayır’ diyenlerin kazandığını herkes biliyor’
Mühürsüz oyların geçersizliğini kabul etmenin şu andan itibaren bir anlamı olmadığını dile getiren Tezcan, “Referandumda ‘Hayır’ diyenlerin kazandığını herkes biliyor. Baskı ve tehditle alınamayan sonuç YSK devreye sokularak alınmaya çalışılmıştır. Bu seçim meşruiyeti olmayan bir mühürsüz seçimdir” diye konuştu.
‘YSK devreye sokuldu’
Tezcan, hükümetin referandumdan ‘Evet’ çıkması için YSK’yı devreye soktuğunu öne sürdü: “Paketler çalınmış, dışarıda üretilmiş oylar kullanıldı. Mühür vurulmadan oy kullanıldı. Tüm bunlara rağmen sonuç alınamadı, YSK devreye sokuldu.”
Seçim Kanunu 98. madde ne diyor?
YSK’nın sandıklar kapandıktan sonra mühürsüz pusula ve zarfları geçerli olarak kabul etmesi hukuka uygun mu? Kanundaki 98. madde ne diyor? YSK’nın sandıklar kapandıktan sonra mühürsüz zarfları kabul etmesi gündeme bomba gibi düştü. Sayım sonucunda evet ve hayır oyları arasındaki 1 milyon 379 binlik fark, CHP’nin “2 buçuk milyon oy şaibeli” tartışmasını daha da alevlendirdi. Bunun üzerine referandumun meşruiyetinin sorgulanmasına kadar varan tartışmaların da fitili ateşlenmiş oldu. Peki YSK’nın ilgili maddesi ne diyor? YSK cephesinin iddia ettiği gibi ilgili madde işletilebilir mi yoksa hukukçular başta olmak üzere birçok kesimin savunduğu gibi oylar yeniden mi sayılmalı? İşte yanıtı…
Ece Güner Toprak, söz konusu kararın ‘hukuksuz’ olduğunu savundu.
YSK Başkanı Sadi Güven’in açıklamasında yer alan ‘mühürsüz zarf uygulamasının bir ilk olmadığı ve benzer uygulamaların önceki yıllarda da yapıldığı’ ifadelerini değerlendiren Toprak, ‘Bir hukukçu olarak beni ikna etmedi’ dedi. Toprak şöyle devam etti: “YSK Başkanı’nın verdiği örnekler 2010 öncesinden anladığım kadarıyla. 2010’da yasa değişti ve buna göre 98. madde şöyle diyor: ‘Mührü bulunmayan zarflar geçersiz sayılır.’ Bu referandum özelinde YSK’nın aldığı 103 no’lu karar da ‘Mührü bulunmayan zarflar geçersiz’ diyor.  Kendisi maç başlamadan önce diyor ki maç bu kurallarla oynanacak. Bugün, maç başladıktan sonra kuralları değiştiriyor ve hukuken bir açıklama getirmiyor.
Ersan Şen: YSK izah etmeli
Anayasa hukukçusu Prof. Dr. Ersan Şen de tartışmalara katıydı. Deutsche Welle’ye konuşan Şen  “Oy güvenliği için sandık kurulunun mührünün olmadığı zarf ya da oy pusulası kullanılamaz, kullanılmışsa da geçersiz sayılır. Eğer mühür yoksa bu bir eksikliktir ve onların geçerli sayılmaması gerekir. Siz seçimde referandumda kullandığınız oy pusulasında, zarfta sandık kurulunun o mührünü bulmak ve görmek zorundasınız. Bu oy güvenliği için aranıyor. Bunu kanun emrediyor. Canınızın istediği bir zarfı oraya atamazsınız. Bu hükümler net hükümler, bunlara uyulması lazım. Yüksek Seçim Kurulu bunun dışında bir kural benimsemişse veya benimseyecekse bunu da hukuki dayanaklarıyla açıklaması lazım” görüşünü savundu.
TRT 2010’dan önceki seçimleri örnek olarak verdi ama…
Hükümet cephesi de TRT vasıtasıyla YSK kararının benzerinin ‘eskinden de’ verildiğini savundu. TRT’nin haberinde; YSK’nın anayasa değişikliğine ilişkin halk oylamasındaki mühürsüz oy pusulası ve zarfların dışarıdan getirilerek kullanıldığı kanıtlanmadıkça geçerli sayılmasına yönelik kararının daha önceki seçimlerde de verildiği işlendi. Ancak verilen örneklerde 2010 yılından önceki seçimler (1984, 1990 ve 2004) gösterildi.
CHP: YSK’nın kararı geçerli değildir
CHP diğer bin Genel Başkan Yardımcısı Yasemin Öney Cankurtaran da YSK’nın kararına tepki gösterdi. Cankurtaran “YSK’nın bu kararına gerekçe olarak  gösterdiği ve ‘Daha önce de benzer kararlar var’ şeklindeki açıklaması son derece yanlış bir açıklamadır. Çünkü 2010 yılında kanun koyucunun bu konudaki yasal düzenlemesinden sonra YSK’nın benzer kararı oldu mu önce bunu bir açıklamalılar. Bahsettikleri kararlar, 2010’daki yasal düzenlemeden önce verilmiş kararlar mıdır? Bu konuda tatmin edici bir açıklama yapmamalılar. Aksi halde 2010’daki yasal düzenlemeden sonra benzer karar yok ise YSK’nın bu kararı kanun koyucunun iradesine aykırı işlem yaptığı için geçerli değildir” dedi.
AK Parti’li Turan: Kamuoyu zaman içinde kabul edecektir
AK Parti Grup Başkan Vekili Bülent Turan, Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) referandumda ‘son dakika’ kararıyla mühürsüz zarf ve pusulaları geçerli sayılacağını açıklamasının ardından gündeme gelen ‘şaibe’ iddialarına rağmen kamuoyunun zaman içinde sonucu kabul edeceğini söyledi. Sözcü’den Zeynep Gürcanlı’nın haberine göre YSK’nın kararını ‘teknik bir konu’ olarak niteleyen Turan şöyle konuştu: “Benzer örnekler bütün dünyada var. Dolayısıyla milletin iradesinin yansıması esastır. Hiçbir yerde sahte oy kullandığına dair bir iddia yok, hiçbir yerde benzer bir iddia yok. Teknik olan, yani filigranlı zarftır, mühürlü zarftır, oyların sayılmasıdır, hepsi bunların YSK’nın kendi takdiridir.”

17 Nisan 2017 Pazartesi

Düşmana yardım ve yataklık yaptığı sabit bir güç; Ancak, "GAFLET, DALÂLET VE HIYANET EHLİ TARAFINDAN" sahiplenilebilir! Aksi taktirde; "İNCİRLİK DÂHİL OLMAK ÜZERE" bütün düşman unsurlar vatan topraklarından derhal atılmalıdır.

DİYARBAKIR’DAKİ ABD ASKERLERİ NE YAPIYOR?
Diyarbakır’da konuşlu ABD askerlerinin, Suriye’deki YPG’ye yardım etme olasılığının çok yüksek olduğu belirtildi. Bölgede yaygın olarak anlatılan, halk arasında şikâyet konusu olan ve özellikle Aydınlık Gazetesine konuşan bazı kaynaklar, ABD askerlerinin orada ne yaptığının Türk tarafına iletilmediğinin altını çizdi.
Diyarbakır’daki 8. Ana Jet Üssü içine kaçak üs kuran ABD’nin, buradaki faaliyetleri ile ilgili askeri kaynaklar çarpıcı açıklamalarda bulundu. 8 Temmuz 2015’te ABD ve Türkiye arasında imzalanan ve Amerika’nın terör örgütü ile açık işbirliği, yardım ve yataklığı çerçevesinde ve özellikle İncirlik Mutabakatı’ndan sonra “Türkiye aleyhine çalıştığı herkesçe bilinen” Eylül 2015’te faaliyete geçen Diyarbakır’daki korsan ABD üssü için askeri kaynaklar:, “Yapılan anlaşmaya Suriye’nin kuzeyinde bulunan ABD askerleri yardıma ihtiyaç duydukları takdirde onlara destek sunmak için ABD askerleri Diyarbakır’daki üsse konuşlandı. Ama Diyarbakır’dan bu gerekçe ile giden ABD askerlerinin orada ne yaptığı Türk tarafına iletilmiyor. Diyarbakır’dan ‘ABD askerlerine desteğe gidiyoruz’ deyip, YPG’ye yardım etmeleri de büyük bir olasılık” dedi. Öte yandan Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekteteri Ümit Yalım ABD’nin bu üssü istediği gibi kullanmasının temel nedeninin siyasi iradenin gerekli tepkiyi göstermemesi olduğunu söyledi.
2 UÇAK 3 HELİKOPTER VAR
Askeri kaynaklar Diyarbakır’da bulunan ABD askerlerinin saysının, arama-kurtarma timi, destek timi ve geri hizmet işlerini yapanlarla beraber 200-250 (bazı yayın ve kaynaklarda bu sayı 300 olarak ifade edilmektedir) kişiyi bulduğunu söyledi. Arama-kurtarma timinde yer alan askerler ABD ordusunun en nitelikli birliği olarak biliniyor. ABD’nin özel ve nokta operasyonlarında bu birlik kullanılıyor. Üste ayrıca 2 uçak ve 3 helikopterin bulunduğunun da altı çizildi. Kaynaklar iki uçak ve üç helikopterin burada bulunmasının, bu üssün çok aktif olarak kullanıldığın göstergesi olduğunu vurguladı.
HAYATİ ÖNEME SAHİP
Diyarbakır’daki korsan üs, ABD açısından hayati öneme sahip. ABD eski Avrupa Kuvvetleri Komutanı General Philip Breedlove, Diyarbakır’daki kaçak üs ile ilgili, “Diyarbakır Üssü de bizim için hayati öneme sahip. Birçok arama kurtarma faaliyetimizi buradan yapıyoruz” ifadesini kullanmıştı. Öte yandan Eylül 2015’te kurulan üssün son dönemlerde genişletildiğini, etkinlik ve fonksiyonlarının ise arttırıldığını bazı gazeteler daha önceki tarihlerde yazmıştı.
CIA’NIN KİRLİ İŞLERİ
Emekli Tümgeneral Beyazıt Karataş, konuyla ilgili şöyle konuştu: “Burada bulunan helikopter ve uçakları havada izliyoruz, burada bir sıkıntı yok. Sorun Diyarbakır’dan oraya giden bu özel birliklerin orada ne yaptığına ilişkin. Diyarbakır’da bulunan ABD askerlerinin hepsi özel birlik ve Suriye’de Irak’ta nokta operasyonlar düzenliyorlar. Bu birlikler ayrıca CIA’nın ‘kirli’ işlerini de yapan birlikler. ABD YPG’ye "kara gücüm" diyorsa, ki, bunu her fırsatta dillendirmektedir. ABD’nin Diyarbakır’daki faaliyetlerini mutlaka ve acilen sonlandırmak lazımdır. Bunun ise acilen yapılması gerekiyor.
YABANCI ÜSLERİN YÖNETİMİ TÜRK TARAFINDA
Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri Ümit Yalım, Diyarbakır’da bulunan ABD üssünün durumuna ilişkin, şöyle konuştu: “Türkiye’de bulunan yabancı üsler NATO kapsamında yapılan Üslerin Kullanımı Anlaşması’na göre kuruldu. Bu anlaşmaya göre üslerin yönetimi bize ait. Üslerde bulunan yabancı askerlerin yargılamalarını sadece kendi ülkeleri yapıyor. Ancak hükümetlerin gevşek tutumları nedeniyle bu üslere yerleşen ABD askerleri orayı sahiplenmişlerdir. Bir üs kurulmadan önce orada kaç askerin olacağı, üssün kaç metrekarelik alanı kaplayacağı, kaç aracın, silahın üsse gireceği anlaşmayla belirlenir. Bizim askeri bölgelerimize kurulan yabancı üslerdeki askerlerin, oranın Türkiye toprakları olduğunu anlaması için, yapılan anlaşmalarda yabancı askerlerin araçları, asker sayısı, faaliyet gösterecekleri alan konusunda sınırlamalar getirilmesine özen gösterilir. Ancak hükümetlerin pasif ve teslimiyetçi politikaları nedeniyle bu üslerin fonksiyonu değişmiştir. Hükümetler ses çıkarmazsa Diyarbakır üssünde olduğu gibi alan genişletme, asker sayısını artırma gibi olaylar meydana gelebilir. (İktibas, derleme ve değerlendirme: Aydınlık, Gazeteler ve Ajanslar)
LÜTFEN DİKKAT!.. 
ÇOK ÖNEMLİ BİR BİL NOT:
KIBRIS'TA RUM NÜFUS 
(Ilhan DÜLGER (15 03 2017)
Birinci Dünya Savaşından sonra İngiltere, Rusya'da bulunan 100 bin civarındaki Yunanlı (Elen / Grek)’i Kıbrıs'a yerleştirmiştir. 
İkinci Dünya Savaşı sona erdiğinde ise Yunanistan'da büyük bir iç savaş başladı.
Bu kanlı savaş, ancak İngiltere'nin fiili desteği sayesinde, 1950 yılında sona erdirilebildi. Hükümet ve rejim karşıtı Rusya taraftarı komünist gerillalar, hapishaneleri doldurmuştu. Albay Grivas da tutuklananlar arasındaydı. Bu tutuklu veya hükümlüler, idamlarını beklerken: yine İngiltere devreye girdi ve 80 bin azılı komünist gerillayı, Kıbrıs adasınaa yerleştirdi. İşte EOKA ve diğer bölücü, ENOSİS yanlısı terör tedhiş örgütleri bu bağlantı ile kuruldu ve AKRİTAS PLÂNI bunlar tarafından güçlendirildi.
ŞİMDİ BU (ELEN, GEREK, YUNANLI) GÖÇMENLERİN ÇOCUKLARI ADANIN RUM NÜFUSUNUN YARISINDAN FAZLASINI TEŞKİL EDİYORLAR...
1974'ten sonra adaya gelen Türkleri durmadan hesaplardan düşerek toprak hesabı yapanlar, Türkiye'den gelenler geri gitsin diyenler “bu tarihi gerçeği hatırlayıp” dikkat etmelidirler! 
Türkiye Cumhuriyeti, Türk Milleti ve özellikle “Milli Dava Kıbrıs” düşmanı bazı melânetler tarafından, Gereklerin ENOSİS emellerine rağmen yeniden başlatılan Müzakerelerde (!), Rum nüfusun yarısı düşülerek toprak görüşmesi yapılabileceği Kıbrıs'a bildirilmelidir. 

14 Nisan 2017 Cuma

"CUMHURBAŞKANI'NIN YARGILANMA KORKUSU" ve Başbakan Binali Yıldırım'ın açıklaması: “Cumhurbaşkanının yargılanma korkusunu (yeni anayasa tasarısı 'referandum' ile ortadan kaldıracağız”

Bu ne yaman bir çelişki?.. Hani, şimdiki "mevcut ve mer-i" yasada Cumhurbaşkanı yargılanamıyordu da, yeni yasada yargılanacaktı?
BAŞBAKAN 
BİNALİ YILDIRIM 
AÇIKLADI: 
"CUMHURBAŞKANININ YARGILANMA KORKUSUNU ORTADAN KALDIRACAĞIZ!.."
İnanılır gibi değil!.. Başbakan Binali Yıldırım, anayasa referandumu propaganda çalışmaları sürecinde açıkladı: “Cumhurbaşkanının yargılanma korkusunu ortadan kaldıracağız” (Sayın Cumhurbaşkanı'nın yargılanma korkusu mu var, varsa neden ve niçin acaba?..) 
DEMEK Kİ BÜTÜN MESELE BU İMİŞ!..
Başbakan Binali Yıldırım, Habertürk TV'de katıldığı canlı yayında Cumhurbaşkanı'nın cezai sorumluluğuyla ilgili açıklamalarda bulundu. 'Kolay yargılanma iş yapmamayı getirir.' diyen Binali Yıldırım, "Cumhurbaşkanı'nın yargılanma korkusunu ortadan kaldıracağız" dedi. Başbakan Binali Yıldırım, Habertürk TV'de katıldığı canlı yayında bazı gençlerin ve Didem Arslan'ın sorularını yanıtladı. Binali Yıldırım'ın canlı yayında kullandığı bazı ifadeler sosyal medyada sıkça paylaşılarak eleştirildi. Parlamenter sistemde Cumhurbaşkanı'nın yargılanamayacağını ileri sürerek söze başlayan Başbakan Yıldırım, "Hem yetkili hem sorumsuz olmak tatlı bir şeydir." dedi.
"Yargılanma korkusunu ortadan kaldırıyoruz"
Başbakan Yıldırım, daha sonra Didem Arslan'ın Cumhurbaşkanı'nın sorumluluğuyla ilgili sorduğu soruya ise "Kolay yargılanma iş yapmamayı getirir." diye cevap verdi. Stüdyodakilere, 'Sizin aklınızda yargılanma korkusu olsa, siz iş yapabilir misiniz?' diye soran Binali Yıldırım, "Cumhurbaşkanı'nın yargılanma korkusunu ortadan kaldırıyoruz." diyerek 16 Nisan'da oylanacak başkanlık sisteminin Cumhurbaşkanı'na vereceği sorumsuzluğu dile getirdi.

6 Nisan 2017 Perşembe

Yaklaşık 15 yıldır, sözde İKTİDAR olup; (kardeşlik, barış, dostluk ve çözüm süreci kandırmacası çerçevesinde!.. ) HÜKÜMET edenler "bu rezillik, yolsuzluk ve suiistimal karşısında" utansın!..

İÇİŞLERİ BAKANLIĞI RAPORU: 
Kamu vicdanını rencide ve dürüst vatandaşları ŞOK EDEN çok tuhaf, akıl ve mantık dışı gerçekler ortaya çıktı! Halkın vergileri ve Devlet imkânları “AKP HÜKÜMETİ’NE RAĞMEN” anarşi, terör, terörist, tehdit ve tedhişe hizmet için kullanılmış...
İçişleri Bakanlığı’nın Doğu ve Güneydoğu’daki belediyelere kayyum atanmasına neden olan gelişmelere ilişkin 66 sayfalık rapor hazırlandı. Devletin belediyelere tanıdığı imkânların teröre hizmet için kullanıldığı vurgulanan raporda, belediyelerde PKK mensuplarının ve operasyonlarda ölen teröristlerin yakınlarının istihdam edildiği belirtildi. İçişleri Bakanlığı’nın, “Terör Nedeniyle Belediyelere Yapılan Görevlendirmeler” başlıklı 66 sayfalık raporunda, Doğu ve Güneydoğu’daki belediyelere kayyum atanmasına neden olan gelişmeler anlatıldı.
İçişleri Bakanlığı’nın söz konusu raporunda, terör ve tedhiş örgütü ile ilişkili 10 il, 63 ilçe, 12 belde, FETÖ ile ilişkili 6 ilçe (4’ü Ak Parti, 1’i MHP ve 1’i bağımsız), 1 belde (MHP) belediyesine kayyum atandığı anımsatılarak, terör örgütü PKK’nın 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra bazı il ve ilçelerde sözde özyönetim ilan ederek terörü şehirlere taşıdığı kaydedildi. Devletin belediyelere tanıdığı imkânların teröre hizmet için kullanıldığı vurgulanan raporda, belediyelerde PKK mensuplarının ve operasyonlarda ölen teröristlerin yakınlarının istihdam edildiği belirtildi.
KURUMLARA GÖNDERİLDİ
İngilizce ve Türkçe yazılan uluslararası birçok kuruma gönderilen raporda, eşbaşkanlığın PKK tarafından uygulandığı ifade edilerek “Dağ kadrosunda olan PKK’lılar belediyelere kadrolu personel olarak atanmıştır. Belediyede çalışma odaları bulunan ve belediye başkanı ile aynı imkânlara sahip olan eşbaşkanlar imar, ruhsat ve ihale işlerinde söz sahibi olmuşlardır” denildi. Belediyelere ait makam araçlarıyla dağa silah taşındığı dile getirilerek PKK’ya yakın olmayan belediyelere yaşam hakkı tanınmadığı vurgulandı.
ÖRGÜTSEL EĞİTİM
Raporda, ölen terörist yakınlarına belediyelerde çalışır gibi gösterilerek para verildiği, belediyelerin park, bahçe, büfe, kantin gibi işletmelerinin bu ailelere usulsüzce devredildiği, kendilerine oy vermeyen vatandaşların sularının kesilip çöplerinin toplanmadığı kaydedildi. Belediyelerin açtığı gençlik merkezleri, öğrenci evleri, spor salonları, el işi kursları ve tiyatrolarda sosyal faaliyet adı altında örgütsel eğitimler verildiği anlatılan raporda, gençlerin belediyelere ait kamplarda PKK’ya bağlılık yeminleri ettirilerek dağ kadrosuna gönderildikleri ifade edildi. Raporda, terörist cenazelerinin istismar edilerek halkı tahrik için günlerce gömülmediği, cenazelerini alan ailelerin tehdit edilerek gömülmelerin önüne geçildiği belirtildi. Hukuki niteliği olmayan “GAP Belediyeler Birliği” adlı oluşuma Erciş Belediyesi’nce üyelik aidatı adı altında 68 bin TL aktarıldığına değinilen raporda, belediyelerde delil olabilecek belgelerin su baskını ve yangın ile imha edildiği vurgulandı.
‘KANDİL’E GİDİLDİ’
Raporda, imar düzenlemelerinde PKK’ya müzahir kişi ve kuruluşların kayrıldığı, belediyelere ait taşınmazların PKK’ya yakın STK’lara verildiği belirtildi. Sosyal yardımların yakınları dağda olan ve çatışmalarda ölenlerin ailelerine yapıldığı ifade edilen raporda, “Yoksullara yardım adı altında dağ kadrosuna eleman temin eden ailelere yardımlar yapıldı. Suriye ve Irak’ta kardeş belediyeler icat edilerek Kandil ziyaretleri yapıldı. Yurtdışı ziyaretleri ise PKK’nın toplantılarını yaptığı ülkelere yapılmıştır” denildi.
‘DERNEĞE PARA AKIŞI’
İş makinelerinin örgüt amaçlarına yönelik kullanıldığı aktarılan raporda, resmi belediye araçlarının PKK’lı teröristlere verildiği ve silahlı eylemlerde kullanmalarına olanak tanındığı kaydedildi. Raporda, belediyelerde çalışan ancak işe gelmeyen birçok kişiye ödemelerin yapılmasına devam edildiği ve PKK ile bağı olan Sarmaşık Derneği’ne düzenli para aktarıldığı belirtildi. Belediye çalışanlarından bağış adı altında zorla para alındığı vurgulanan raporda, ayni yardım malzemesi için yapılan ihalelere ilişkin kayıtların imha edildiği ve tahsilatların PKK tarafından yapıldığı vurgulandı.

4 Nisan 2017 Salı

AKP eski Antalya Milletvekili ve TBMM Dışişleri Komisyonunun dönem Başkanı: "Mehmet Dülger", “Referanduma sunulan anayasa değişiklik teklifi kanununun bir ABD projesi olduğunu” söyledi.

ŞOK İTİRAFLAR!.. MEHMET DÜLGER "ESKİ AKP’Lİ VEKİL": 
ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ BİR ABD PROJESİ, CIA RAPORUNDA VAR!..

27 Mayıs'ta kalkışmacı ve isyancı halk düşmanı güruhun idama mahkûm ettiği isimlerden DP Milletvekili Bahadır Dülger'in oğlu; AKP eski Antalya Milletvekili Mehmet Dülger, referanduma sunulan “anayasa değişiklik teklifi kanununun bir ABD projesi olduğunu” söyledi.
DP Kökenli, kadim AP'li, DYP ve Büyük Türkiye Partisi’nin kurucularından AKP eski Antalya Milletvekili ve "TBMM Dışişleri Komisyonu eski Başkanı" Mehmet Dülger, bir çeşit başkanlık sistemi ön gören “anayasa değişiklik teklifi kanununun bir ABD projesi olduğunu” söyledi.
Mehmet Dülger, “CIA eski Türkiye şefinin 2006’da Beyaz Saray’a sunduğu bir Türkiye raporu var. Raporda, ‘Eğer ABD’nin çıkarı Türkiye’de bir federal devlet kurulmasıysa, mutlaka ve öncelikle yargıyı, orduyu, meclisi ve hükümeti tek elde toplayan başkanlık rejimine geçilmelidir. Tek adamı ikna etmek, birbirini denetleyen yapıyı ikna etmekten çok daha kolay olacaktır’ deniyor. Sonuç olarak bu Anayasa değişiklik teklifi, bir ABD projesidir” görüşünü savundu.
Partide bulunduğu dönemde kafasındaki sorulara yanıt alamadığını söyleyen Dülger, şunları anlattı:
“Bazı halleri izahtan kaçındıklarını gördüm. Bir kere, Kızılcahamam toplantısında, ‘Burada madem aile içindeyiz, bana Büyük Ortadoğu Projesi nedir, bizim eş başkanı olmamız nedeniyle bize düşen görevler nelerdir, bizim Türkiye olarak böyle büyük bir projede yerimiz ne olacak’ diye sordum. Cevap olarak ‘öğle tatili geldi’ cevabını aldım. Hiçbir açıklama yok. Bu benim için çok büyük bir soru işaretidir.”
BirGün’den Meltem Yılmaz’ın sorularını yanıtlayan (3 Nisan 2017) AKP eski Antalya Milletvekili ve TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Mehmet Dülger’in konuşmasından (çok önemli) satır başları şöyle: 
Önce şunu sormak lazım, bugün Türkiye’de Anayasa değişiklik paketine ya da Başkanlık sistemine ihtiyaç var mıdır? 
"Kesinlikle hayır. 
Mevcut Anayasa’nın bazı maddelerinin değiştirilmesi ile bu sorun rahatlıkla çözülebilir. Bir de bu yeni pakete neresinden baksanız sorunlu. Örneğin, bu paket milletvekili yaş sınırını 18’e çekiyor değil mi? Ama bundan birkaç yıl önce milletvekili yaşı 25’e düşürülmüştü, bir bakın bakalım bugün Meclis’te bir tane 25 yaşında milletvekili var mı? Yok, çünkü amaç oy almak. Başlangıçta AKP’ye dair bir ümit vardı. Ama yavaş yavaş değişti. AKP dini duygulara hassas bir parti olarak başladı. Ama sonra dini temel alan bir siyaset oldu, bu olmaz. Yani enflasyonu önlemenin dini veya milli bir yolu var mı, hayır yok, ekonomik bir yolu var. Şimdi çok yanlış bir şekilde, milletin aklında AKP’nin bir merkez sağ parti olduğu izlenimi var. Hayır değildir. 
AKP bir merkez sağ partisi değil.
Ben merkez sağ siyasetin temsilcisiyim. 
Türkiye’nin bugün acilen merkez sağ siyasete ciddi bir biçimde ihtiyacı var, ama Tayyip Bey hiçbir zaman merkez sağ demedi, AKP de merkez sağ partisi değil. Bakın, benim AKP’de tasvip edilmememin nedenlerinden birini anlatayım. Biliyorsunuz, AKP 3 ayda bir Kızılcahamam’da toplantılar yapardı. Bir toplantıdaki dış politikayla ilgili konuşmada Recep Tayyip Bey Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanı olduğunu anlattı ve bolca alkış aldı. Ardından Dışişleri Bakanı çıktı, o da aynı şeyleri anlattı. Ben el kaldırdım ve “Burada madem aile içindeyiz, bana Büyük Ortadoğu Projesi nedir, bizim eşbaşkanı olmamız nedeniyle bize düşen görevler nelerdir, bizim Türkiye olarak böyle büyük bir projede yerimiz ne olacak” diye sordum. Cevap olarak “öğle tatili geldi” cevabını aldım. Hiçbir açıklama yok. Bu benim için çok büyük bir soru işaretidir.
Evet, Meclis’in fonksiyonuna ilişkin AKP’nin bakışı çok ilkel. Meclis kanun yapar diyorlar. Oysa meclis sadece kanun yapmaz, denetleme de yapar. Dahası, meclis bir zemin olarak milletin sözünü dile getirdiği yerdir. Şimdi bu Anayasa değişiklik paketine göre bir başkan ve yeteri kadar yardımcısını kendisi seçecek. Yeteri kadar yardımcı kaç tanedir, o yardımcılar kim, yetkileri ve sorumlulukları nedir, biz bunları bilmiyoruz. Seçilmemiş bir adam yardımcı oluyor. İşte ben getirilen bu teklife hayır diyorum. Şimdi zaten hesap verilmiyor, bu anayasa paketi ile hesap verme işi tamamen ortadan kalkacak. Geçen günlerde Dışişleri Bakanımız ABD’nin Dışişleri Bakanı ile görüştü. Ben bilmek istiyorum, ne konuştular? Bu bizi son derece ilgilendiren bir konu, neden açıklanmıyor? Fırat Kalkanı nasıl ve neden bitti, orada verdiğimiz şehitler ne olacak? Ama bunun açıklaması yok.
Rıza Sarraf davası AKP’nin yumuşak karnıdır.
Rıza Sarraf davası AKP’nin yumuşak karnıdır. Soruşturma daha da genişlemez çünkü bir yararı yok. Rıza Sarraf konuştu, bu Halkbank’ın genel müdür yardımcısı ABD’ye giderken tutuklanacağını bile bile gitti. Mayın eşekleri vardır, mayın döşeli araziye önden onları gönderirler. İşte bu adam gönderildi. Ama bana kalırsa devamı gelmeyecek, çünkü edinilen bilgiler ABD tarafından buraya karşı koz olarak kullanılacak.", “Eğer ABD’nin çıkarı Türkiye’de bir federal devlet kurulmasıysa, mutlaka ve öncelikle yargıyı, orduyu, Meclis’i ve hükümeti tek elde toplayan başkanlık rejimine geçilmelidir. Tek adamı ikna etmek, birbirini denetleyen yapıyı ikna etmekten çok daha kolay olacaktır” deniyor. Çünkü neden biliyor musunuz? Eğer o bir kişi ABD çıkarlarına yardım etme konusunda tereddüt ederse, bir kişi üzerine kurulmuş bir yapıyı yıkmak ABD için sorun olmaz. 
Sonuç olarak. "Bu Anayasa değişiklik paketi, bir ABD projesidir."